LÂL-Ü EBKEM

Lâl, doğuştan dilsiz, samut. Lâl-ü ebkem ise, dilli (= konuşuyor) iken, sonradan, hayretten (= şaşkınlıktan veya şoktan) dilsiz. (= susmuş kalmış.)

Sonradan dilsiz kalan, “şok” geçirmiştir. 

Bu “şok” nasıl bi şoktur?!. Bu yazı, buna değinecek.

Konuşan adam, öznedir, “ben, benlik” sahibidir. ‘Konuşuyorum.’ cümlesindeki özne, ben’dir. Ben, “şok” geçirirse, konuşamaz, dili tutulur, lâl olur.

Benin şok geçirmesi, hem dışarıdan güçlü bir etki ile hem içeriden güçlü bir etki ile olabilir. Lâl olma (= konuşamama), böyle bir etkinin sonucudur, etkiye tepkidir. Dış şok, ses tellerini vurur; bu bir hastalıktır. İç şokta ise, ses telleri zarar görmez; kişi konuşabilir, ama konuşmayı istemez, yanlış konuşacağından korkar, susar.

Konuşabiliyorken konuşmamak, --konuşamamak değil--, doğruyu konuş(a)mama kaygısındandır. Bu kaygı, bir açıdan “sorumlu” (yeminli mi deseydim?!) tercümanın kaygısına benzer. Sorumlu tercüman, konuşanın konuşmasını üçüncü şahıslara (= dinleyici ve okuyuculara) doğru (= aslına uygun) aktarma, konuşanın konuşmasını çarpıtmama kaygısı güder; konuşanın konuşmasına kendi “yorumunu” katmaz; kendini temiz bir “ayna” (= aracı, aktarıcı veya yansıtıcı) olarak görür, görmek ister.

Konuşmanın doğru aktarılabilmesi için, “aynanın” çook temiz (= pırıl pırıl) olması gerekir. 

Benlik (= enâniyet), aynadaki kirdir. 

Lâl-ü ebkem olan kişi, (konuşabiliyor iken) benlik aynası kir olduğu için konuşmaz; benlik aynasını temizleyince, tekrar konuşmaya başlar.

Benlik aynasını temizleme nasıl olur?!. Ben’i = benliği yok ederek.

Ben’i = benliği yok edince, ortada bir ben kalır mı?!.

Kalmaz. Sadece O (= Asıl Konuşan ve Yazan) kalır.

O kim?!.

“Konuşulanı  ve Yazılanı Oku! = İkra! diyen”!.

Doğru okuma, Yazılanı (= Kitâb’ı) doğru “tercüme” etmedir.

Yazılanı (= Kitâb’ı) doğru “tercüme” edememekten korkan, benliğini (= benlik aynasını) temizleyene kadar lâl-ü ebkem olmalıdır; Yazılana (= Kitâb’a) kendi yorumunu katmamalı, konuşmamalıdır.

Benliğini (= benlik aynasını = nefsinin kirini-pasını) temizleyene, “kul”! denir.

Kul, Rabbi tarafından kul-lanılır. Ama buradaki kul-lanma, araba kullanma gibi değildir. Araba, kullanana (= şöföre) zorunlu boyun eğer; kulun Rabbi tarafından kul-lanılması, gönüllüdür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP