ANLAMA SORUNU

Anlama sorunu, aynı zamanda anlaş/ıl/ma-anlaş/ıl/mama sorunudur.

Yazının sonunda kuracağım cümleyi, başında kurayım. Bilelim ki kimse kimseyi “tam” anlayamaz; bişey anlatmak istediğimiz veya anlamak istediğimiz kişi, en yakınımız (40 yıl ders verdiğimiz; 15-20 yıl eğitip-yetiştirdiğimiz evlâdımız) olan kişi bile olsa.

Martin Heidegger, Edmund Husserl’in en gözde öğrencisidir ama hocasını doğru anlamamış = yanlış anlamıştır. Eminim ki Edmund Husserl de, başkalarını (örneğin Spinoza’yı, Descartes’i) yanlış anlamıştır. 

Neden?!.

Çünkü, herkes ayrı (= özel) bir kimlik, ayrı (= özel) bir kişiliktir (= entite); herkesin “özü” değişiktir. Aslında ‘herkesteki öz’ aynıdır ama, yetişme tarzımızın (= imkânlarımızın, içinde yetiştiğimiz şartların, aldığımız eğitimin, vs.) farklı olması, bizleri farklı kılar; bu yüzden, rûhen de kimse kimseye benzemez.

Öyleyse niye konuşuyor veya niye yazıyoruz?!.

Kendimizi anlamak ve Tanrı’ya tapınmak için. Kişi, “dışarıya” (= kendi gibi olanlara ve tabiata) bakarak kendini tanır. Bu bakış (= bu nazar), arayıştır. Konuşma, yazma, dinleme ve okuma, bu arayışa hizmet eden araçlardır. Aradığımızı bulduğumuzda yaşadığımız huzur da anlamadır. Ama, ne aradığımız kadar, aradığımızı bulduğumuzda “başka bişeyi”! arama ihtiyacı hissetmememiz çook daha önemlidir!. “Başka bişey”! arama ihtiyacı hissetmememize, tatmin (= itmînân) diyoruz. : “Kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur = elâ bizikrillahi tatmeinn-ül kulûb.” (13/28.)

Böyle bir hâl bizde oluşursa, başkaları bizi anlamasa da bizi anlayan Bir’i vardır. Bu kişi/ler artık O’nun için konuşur, O’nun için yazar, O’nun için okur, O’nun için dinler = O’nun için yaşarlar; başkaları beni anlamıyor diye hiç mi hiç üzülmezler.

...

Husserl’in öznelerarasılığının (= intersubjektivität’ının), Levinas’ın öteki/başkası ile ilişkilerinin ucu açıktır, muğlaktır, onlar özneyi/özneleri (= bizleri) tatmin edemezler.

“De ki Benim salâtım, nüsukum (= Allah’a yakınlaştıran her işim), hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bana böyle buyruldu/emredildi. (Kimse Müslüman olmasa ve beni anlamasa da) Ben Müslüman (= teslim) olanların ilkiyim.” (6/162-163.)

Belki anlarlar (= anlayabilirler) diye konuşuyorum, yazıyorum. 

Not : Bu yazı, bazı arkadaşların, ‘ne yapmak istiyorsun, ne amaçlıyorsun?’ sorusuna da bir cevap olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP