صور
Bu kelime, sûr ve savvara şeklinde okunur. Sûr, kıyamet ve ba's (= yeniden dirilme) günü, İsrafil’in “üfleyeceği” boru. Savvera, fiil; anlamı : şekil, biçim (= sûret) verme. Tasavvur (= تصور) da musavvir (= مصور) de tasvir (= تصوير ) de aynı kök. Tasavvur, bişeyin veya birinin şeklini (= sûretini) hayal (= tahayyül) etme. Musavvir, sûret (= şekil, biçim) Veren. Tasvir, resim. Edebiyatta, betimleme. (= canlı gibi sözle anlatma.)
Gerçek = Hakikî Musavvir, sadece Allah = El-Musavvir. (59/24.)
Bizim edebiyat (= yazı ve sözdeki) ve sanattaki (= resimdeki) tasvirlerimiz ve tasavvurlarımız ise gerçeğin taklidi, imitasyon.
Bu imitasyonlarla biz (hakikî) gerçeğe ulaşmaya çalışıyoruz; bunu yaparken de harfleri, renkleri ve sesleri kullanıyoruz; harfsiz, renksiz ve sessiz olarak gerçeğe ulaşmaya çalışanlara (ve gerçeği bulanlara) imreniyorum, selâm olsun onlara. Sanırım onların (bizim yaptığımız gibi) sûretlerle işi yok.
Efendimiz, Kur’ân’ı daha çok sûreti (= sözleri = Hadisleri?!) ile değil, Sîreti (= Sünneti, yaşantısı) ile “anlattı = tebliğ etti”!. Biz o Sîreti (= Sünneti = yaşantıyı), Siyer olarak okuyor ve biliyoruz.
Bizler de Onu, mükemmel bir örnek/model (= üsve-i hasene) olarak görüyorsak, Kur’ân’ı sözlerimizle değil, kendi sîretimizle (= sünnetimizle, yaşantımızla) anlatmalı = tebliğ etmeliyiz.
Sûretten sîrete geçemezsek, (benim yaptığım gibi) “kıyılarda = yüzeylerde yüzmeye” devam eder; derinlere dalamaz; “inci ve mercan” bulamaz; yüzeylerdeki “köpüklerle ve çerçöple”! oyalanmaya devam ederiz.
Yorumlar
Yorum Gönder