HİSLER

İnsan, bünyesinde duyu (= beş duyu : görme, duyma, tatma, dokunma, koklama), duygu (= acı, haz, vb.), düşünce (= akıl), sezgi (= ilham, vahiy), hayal ve inanç gibi özellikleri barındıran “karmaşık = fizik ve metafizik” (= emşâc 76/2) bir varlık.

İnsanın fizik yapısı, bedeni; metafizik yapısı ise, duygusu (duyguları), düşüncesi (aklı), hayali ve inancı. İnsanın duyuları, onun fizik dünyasını metafizik dünyasına açan kapıları. Bu yazı, insanın duyguları (= hisleri) hakkında olacak.

His, dış dünyanın içeri yansıması veya taşınması sonucunda oluşan (= duyulan) acı ve haz. (= keder ve sevinç, üzüntü ve mutluluk). Bu iki duygunun yoğunluğu, her insanda farklı olabilir; ayrıca bu duygular (= hisler) iki ile de sınırlı değil.

İnsanın yaşam/ak/daki amacı, olabildiğince acıdan kaçınmak, olabildiğince mutlu olmak. Felsefe de din de bilim de (?!) insanın mutluluğu (= saadeti) için varlar. (Bknz. Aristo, Nikomakhos’a Etik. Farabî, Tahsîl-üs Saade’ ve Medîne-ül Fâzıla.)

Acıyı azaltmak ve yok etmekle mutluluğu çoğaltmak amaç ise, bu neyle ve nasıl olur, olacak?!.

Acı yokluğu cennet; acı çokluğu cehennem, demek değil mi?!.

Felsefe, acıyı azaltmak ve yok etmek, mutluluğu çoğaltmak için etik (= bilgece) davranmayı (= yaşamayı) önerir. 

Ya din?!.

Din de, Tanrı’nın koyduğu kurallara uymayı.

Tanrı’nın koyduğu kurallar, etik = ahlâkî değil midir?!.

Din, ahlâktır. Efendimiz : “Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”, buyurur. Kur’ân (= Allah), Onun ahlâkını azîm bir ahlâk olarak niteler. (68/4.)

Bilim?!.

Bilimin ahlâkı, kısa vadelidir; o, sadece bu dünyadaki konforu (= rahatı) ve çıkarı hedefler. Bu ahlâk, kitlesel ölümler için silah da üretir. 

...

Hisler, bizi fizik dünyadan metafizik dünyaya taşır. Buradaki hisler, karışık ve karmaşıktır. Acı ile haz birliktedir. Dişimiz, başımız ağrır, acı duyarız. En sevdiğimiz bir yakınımız ölür, üzülürüz ...; ara ara da olsa seviniriz; buradaki acılarımız da sevinçlerimiz de geçicidir.

Önemli olan, ölünce yaşayacağımız kalıcı hisler (= acılar ve sevinçler) değil midir!.

Felsefe ve bilimin buraya aklı ermez; çünkü onlar için dünya hayatının ötesinde bir hayat yoktur. = onlar âhiret hayatına inanmazlar. 

İnsanın bütün yapıp-etmeleri (= tüm çabası, gayreti), şu kısacık 70-80 yıl için mi; bu kadaar çaba, buna değer mi?!. Bu soruyu cevaplayamayanlar (= inanmayanlar) nihilizme düşüyorlar. Nietzsche bunlardan biri; ardından çok kimseyi (çok genci) sürüklüyor, sürükledi. Bu gençler kayıp değil mi, bunlara kim sahip çıkacak?!. Bu da bir tür ölüm, değil mi?!. Bu gençler, göz göre göre ölüyor = öldürülüyorlar. Bu ölümlerin, İsrail’in katliamlarından farkı ne, niye bu ölümlere “tepki” vermiyoruz?!.

Çünkü, hislerimiz körelmiş!.

Söyleyeceğimi söyleyemedim; hislerin nöro-biyolojisinden (= beden-beyin-zihin-ruh, fizik-metafizik ilişkisinden) söz edecektim; yazı uzadı, burada kesiyorum. Şu kadarını söyleyeyim : Bizi ebediyete (= sonsuzluğa, sonsuz hayata) bilim ve felsefe taşıyamaz; (eninde-sonunda) dine muhtacız. Din, bizim dünya ve âhiret mutluluğumuz için (= bizim için) var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP