NASIL MÜSLÜMAN OLUNUR?!.
1. Doğumla. (= Ana-babadan miras alarak.)
2. Kelime-i Şehâdet’i dille/sözle söyleyerek.
3. Diğer ilâhları(n otoritelerini) reddede reddede...
İlkinde (= doğumda), bir hazırlık süreci yok. İkincisinde (= Kelime-i Şehâdet’i söylemede), “kısmen bir hazırlık” var. Üçüncüsü, tam ve ciddî bir hazırlık sürecini gerektiriyor; tıpkı, bir meslek sahibi (berber, kasap, öğretmen, mimar, doktor, vs.) olmak gibi.
Müslüman olmak, bir meslek sahibi olmaktan daha mı kolay, daha mı basit?!. Müslüman olmayı “böyle gördüğümüz”! için mi Müslümanlığımızın değerini bilmiyoruz?!.
Aslında Müslüman olmak da Müslüman kalmak da “zor”!.
Müslüman olmak, bir süreç işi; ve çook ciddî bir hazırlık gerektiriyor. Allah dışındaki ilâhların otoritelerini reddettiğimiz oranda Müslüman oluruz ve Müslüman kalırız. Her zamanda, ama özellikle de bu zamanda, sadece dille (= sözle/sözde) Kelime-i Şehâdet’i söylemek, Müslüman olmaya ve Müslüman kalmaya “yetmiyor”!. Sadece dille (= sözle/sözde), Kelime-i Şehâdet’i söyleyenler de Müslüman olmayanlar gibi yaşayabiliyor. (Bknz. Şekil : A.)
...
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Bilâl (r.anhüm) gibi sahâbîler nasıl Müslüman oldular?!. Belki sıra dışı (= garip) ve rijit (= çok sert) gelecek ama bu soruyu Efendimiz için de sorabiliriz. Efendimizin ana-babası (atası-dedesi) Müslüman değildi; O da belli bir hazırlık süresinden/sürecinden sonra Müslüman olmadı mı, doğuştan mı Müslüman’dı?!.
O da, uzuun bir düşünce (hazırlık) sürecinden sonra, 40 yaşında (Hira’da?!) Müslüman olmadı mı?!.
O, doğuştan, hatta tâ ‘kâlû : belâ’dan beri Müslüman’dı, denilebilir. O zaman, ortada bir “adâletsizlik, haksızlık” olur/oluşur; ve bizler : ‘biz niye öyle değiliz?!.’, deme hakkını elde ederiz.
Hâsıl-ı kelâm, Müslüman olmak, ilim (akıl) ve irade devreye sokularak ciddî bir hazırlık ve kabulü; diğer ilâhları (= putları ve tağutları) reddetmeyi gerektiren çook ciddî bir iş; sözde veya sadece sözle yapılan bir iş değil, eylem/i de gerektiren bir iş.
Bizler (= çoğumuz), Müslüman olmayı ve Müslüman kalmayı böyle “ciddî bir iş”! olarak görmediğimiz, (= üzerinde emek vermeden = düşünüp-taşınmadan) kolayca ana-babamızdan tevârüs ettiğimiz (= miras aldığımız) için, Müslümanlığımızın değerini bilemiyor, Müslümanca bir hayatı yaşayamıyor ve İslâm’ın değerlerini savunmakta “ihmalkârlık” gösterebiliyoruz.
Bu durumun bir başka sebebi de : başka dinlerdeki (= başka ilâhların düzenindeki) bunca zulmü ve haksızlığı görmemize rağmen ciddî bir rahatsızlık duymamamız.
Efendimiz : “leküm dînüküm, ve liye dîn. = Sizin dininiz size, Benim dinim Bana.” (109/6.) demişti; biz ise, sözle İslâm dininde (= Müslüman) olduğumuzu söylüyor, ama “fiîlen = yaşantı olarak” ‘sizin dininiz, benim de dinim’, diyoruz!.
Din, yaşamı/hayatı düzenlenen kuralların bütünü = düzen. İslâm dini de Allah’ın istediği kurallara göre yaşamanın, yaşamı/hayatı Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenlemenin = Allah’a teslim olmanın adı. Din (= Kur’ân = Vahiy), bunun için indi, indirildi; Efendimiz bunun için gönderildi.
Efendimizin : “Rabbim!, halkım (ümmetim) bu Kur'an’ı mehcůr bıraktı.” = etkisizliğe terk etti. (25/30.) =
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً demesinin, sizce bizim Müslümanlığımızla bir ilgisi ve alâkası yok mu?!.
Bence var.
Yorumlar
Yorum Gönder