GEÇMİŞTEN DERS

Geçen hafta Efes Antik Kentini (= Harabelerini) gezdim. Hayran kalmamak mümkün değil. 25.000 kişilik dev tiyatro; muhteşem taş ve mermer işçiliği ve mimari. Kentin kuruluşu M.Ö. 6000’li yıllara dayanıyor. Zannımca kentin büyük kısmı hâlâ toprak altında.

Bundan 8-10.000 yıl önceki insanoğlunun medeniyet düzeyi hakkında önemli ipuçları var Efes’te.

Burayı gezerken bi yandan aklım Çin’de (= Çin Seddinde), Bâbil’de (= Bâbil Kulesinde) ve Mısır’da (= Piramitlerde); gözüm de kenti çevreleyen dağlarda ve gökyüzünde idi.

...

20.000 km uzunluğa ulaşan ve dağ zirvelerine yapılan Çin Seddi de M.Ö. 4. yüzyılda, Çin Hükümdarları tarafından parça parça yaptırılmaya başlanmış, yapımı yüzyıldan fazla sürmüş, 1.000.000 kişiden fazla (köle) kişi/işçi çalıştırılmıştı. Niçin/neden?!. İlk neden, kuzeyden gelen Hun ve Moğol akınlarını durdurmak ve ülkenin güvenliğini sağlamak. 

Bâbil Kulesi, yaklaşık M.Ö. 3000 yıl önce Nuh (a.s.)’ın büyük oğlu Sinar (= Sümerler) tarafından Tanrı’ya ulaşmak için yapılmıştı. 

Mısır piramitleri de yaklaşık bu yıllarda (= M.Ö. 2700) Firavun mezarları olarak yapılmış.

Bu dört medeniyete (= Çin, Bâbil [= Sümer ve Akad], Mısır ve Roma-Yunan) ait dört “harikanın” ortak yanı, güç ve hâkimiyet gösterisi. Dördünde de yüzbinlerce (belki milyonlarca) köle, yıllarca çalıştırılmış, ... dördünden üçü (Bâbil Kulesi hariç) günümüze (= bize) miras kalmış...

Onlara günümüzün medeniyet düzeyinden bakınca, hayran olmamak mümkün değil. Bu yapılar, bugün yaptığımız harika yapılarla (= barajlarla, tünellerle, köprülerle, devasa binalarla, vb.) mukayese edildiğinde, bugünkü övüncümüzü kursağımızda bırakacak kadar “muhteşemler.”!

Asıl muhteşem olanı, bu yapıların kâinat (= yeryüzü) gibi muhteşem bir “yapının” üzerinde, gökyüzü gibi bir “kubbenin” içinde inşâ edilmiş olmaları. Bu yüzden bu yapılara bakarken, bir yere (= dağlara, ovalara, denizlere) bir de göğe (= Güneşe, Aya, yıldızlara) baktım. Ve “Allah-u Ekber, Sübhanellah ve Elhamdülillah” dedim. Her ne kadar insanoğlu, içinde bulunduğu batı medeniyeti ve geçmişteki atalarının medeniyetleri ile övünse de kâinat “yapısı” yanında bunların esamisi bile okunmaz. 

İnsanoğlu, bu dünyada ne kadar “büyük medeniyetler” kurarsa kursun (yapılar yaparsa yapsın), kalıcı olamıyor. Bu dünya, Firavunlara da Sultan Süleyman’lara da kalmıyor. Çağdaş Firavunlar da dindarlar da (= tüm turistler!) bunu bir ân önce anlamalı.

“De ki : Yeryüzünde gezip dolaşın da ilk yaratışın nasıl olduğuna bir bakın. Sonra Allah, son inşayı da aynı şekilde yapacaktır. Allah, her şeye güç yetirendir.” (29/20.)

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۚ

İnsanoğlunun yaptığı yapılar, ne kadar “muhteşem” olursa olsun, eninde-sonunda yıkılacaklar; ve “yeni bir dünya” kurulacak.

Geçmişle (= atalarla) ve mevcut hâl ile övünmek de bi yere (= belli bir sınıra) kadar; bu sınır aşılırsa, tehlike kaçınılmaz hâle gelir. Tefâhürun (= övünmenin), bin bir türü var : Malla övünme. Evlâtla övünme. Makam-mevkî ile övünme. İlimle övünme. Atalarla övünme. (Bknz. 57/20.) 

“Kibirli bir tavırla insanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme. Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Kuşkusuz Allah, kendisini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez.” (31/18.)

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ

...

Bu yapılar, övünç için yapılmış olabilir mi?!.

Övüncü (= Hamdi) Allah’a tahsis edemeyenler = El-Hamdu lillâhi Rabb-il Âlemîn ‘de/ye/meyenler’ için, olabilir. Bu, bugün buraları ziyaret edenler için de geçerli.

Tarih, ders (= ibret) alınmak için var; gezip-tozmak, eğlenmek için değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP