İMAN ve İTMÎNÂN

İtmînan ve İman = ﺍﻃﻤﻴﻨﺎﻥ/ ﺍﻃﻤﺌنان ve إيمان

Bu konuyu, Hz. İbrahim’in Rabbinden isteğine ve Rabbinin Ona cevabına (Bakara Sûresi 260. âyete) ayırdım.

“Hz. İbrâhim : Yâ Rabbî, ölüleri nasıl dirilttiğini Bana göster.” =  رَبِّ اَرِن۪ي كَيْفَ تُحْـيِ الْمَوْتٰىۜ

“Rabbin Cevabı : Yoksa inanmıyor musun?!.” = اَوَلَمْ تُؤْمِن

“Hz. İbrâhim : (Hayır/Evet?!) Kalbim mutmain olsun istedim.” (Yâ Rabbî) = بَلٰى وَلٰكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبى۪

Belâ (بلى), hem evet hem hayır demek. Hayır : Bilâkis hayır. = ب+لا. Evet anlamındaki belâ : Belâ (بلى)’ın Farsçalaşmış şeklidir ve daha çok belî diye okunur. 

Araf, 172’deki belâ’yı da اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ  iki şekilde anlayanlar ve yorumlayanlar olmuştur. ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?!. Evet/Hayır.’ “O gün” evet diyenler, Mü’min ve Müslim; hayır diyenler müşrik ve kâfir.

Konuyu dağıtmayayım, Hz. İbrâhim’e Rabbi : ‘Neden inanmıyor musun?!.’ diye sordu; İbrâhim’in kalbi inanç konusunda mutmain (= tatmin olmuş) değil miydi?!.

Cevaba bakarsak, "hayır"!.

“Rabbi de : ‘öyleyse’!, dört kuş al, onları kendine alıştır ve her birini parçala = مِنْهُنَّ جُزْءاً ve bir dağa savur (جعل), sonra da çağır.” dedi. Elmalılı da Diyanet de meallerinde ‘öyleyse’ ibaresine yer vermişler, ben bu ibâreyi Orijinal Metinde bulamadım.

“Uçarak = koşarak (= canlanarak = سعيا) Sana gelecekler.” (2/260.)

...

Hz. İbrâhim’in kalbi mutmain oldu mu?!. Olmuştur.

Pekiî, Hz. İbrâhim’in bu deneyimi, bize niye anlatılıyor?!.

Bizim de kalbimiz mutmain olsun diye. Ama, herkesin kalbi bu (tür) soruları soramaz; çok daha basit, çok daha gerideki sorularla; hatta hiç soru sormadan, önüne çıkan şeylerle (para-pul, karı-kız, eğlence, konfor, vb.) tatmin (mutmain) “olur.”!; aslında olmaz; bütün intiharlar, olmadığı içindir.

Hakikî (= tahkîkî) imana ulaşmayı arzulayan kişinin kalbi ise basit sorular ve basit şeylerle mutmain/tatmin olmaz, huzur bulmaz; sürekli yeni sorular sorarak daha iyiyi arar. Bu arayış “bi noktada” durur; buna iman denir. İtmînan (ﺍﻃﻤﻴﻨﺎﻥ ﺍﻃﻤﺌنان/) da iman gibi emniyet, huzur ve güven demektir. Bilelim ki emniyet, huzur ve güven de “biten ve tamamlanan” bişey değildir.

...

Arama olmazsa, bulma olmaz. Bazı bulunanlar da kalbi tatmin etmez. Kalbin tatmini, gönül huzurudur. Gönlün huzuru (= kalbin tatmini) için, bulunanların ne olduklarının bilinmesi gerekir. Kalp, özü eksik olan şeylerle tatmin olmaz; sürekli mükemmeli ve tamı arar. Ancak O’nu bulunca tatmin olur ve sükûn bulur ve sadece O’na güvenmeyi öğrenir, teslim olur.

....

Fecr Sûresinin 27. âyetindeki hitâb/hitap, basit konularla ve sorularla mutmain/tatmin olanlaradır. Bağlamda rızık endişesi, mal sevgisi, miras kavgası gibi konular vardır. Oysa hemen hemen tüm mealler ve tüm tasavvufçular bu âyeti nefsin yedi mertebesinin dördüncü mertebesi olarak ele alırlar. (Emmâre. Levvâme. Mülhime. Mutmainne. Râziye. Marziye. Kâmile.) Âyetin devamı (28. âyet), “ey bu tür basit işlerle tatmin olan nefs, dön! (döner de yol alırsan), râziye ve marziye  (= razı olma ve razı olunma) ve cennet seni bekliyor, der. (29-30.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP