İHLÂS BİLİNEBİLİR Mİ?!.

Rab, kesin bilir, bunda zerre kuşku yok. Başlıktan kasıt, ihlâsı, (ihlâslı) kişi veya başka kişiler bilebilir mi?!.

Kısmen bilir, bilebilir. 

Nasıl?!.

İyide, iyilikte, iyi olanı yapmakta; kötüde, kötülükte, kötü olanı yapmamakta ısrar ile; ve bu ısrarın sonucunda başa gelen belâlara sabır (dayanma, direnme) ile.

Bu ısrar, aslâ kör ve cahilce bir inat veya taassub değil. İhlâslı insan, aynı zamanda bildiğinin ve yaptığının daha iyisini arayan; henüz daha iyisi yoksa, “mevcut iyide” ısrar eden insandır. = “Her söze kulak veren, ama en güzeline uyan.” (39/18.)

Mevcut iyide ısrar, birilerini kızdırabilir, birilerinin menfaatine ters düşebilir, ve o kişi onlardan olmadık hakâretler işitebilir ve can yakan darbeler yiyebilir. O kişi, bütün bunlara rağmen, iyide/iyilikte ısrar ediyor, yaptığı işten vaz geçmiyorsa; bu bir ihlâs göstergesidir.

“İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü iyilikle sav. Bir de bakmışsın ki seninle aranda düşmanlık olan kişi, candan dostun/velîn oluvermiş!. Buna ancak sabredenler ve büyük haz sahipleri (= zů hazzın azîm) kavuşturulur.” (41/34-35.)

Dâvâsında (= iddiasında) ihlâslı = samimî olmayan kişi, kişisel gururu ve canı incinince ve maddî bir zarara uğrayınca hemen dâvâsından (= iddiasından) vaz geçer. İhlâslı = samimî kişi ise, bütün kötülüklere ve zarar-ziyanlara Allah için (= Allah dâvâsı = rızası) sabreder ve ‘Rabbim, Allah; ben Müslümanım.’ demekte ısrar eder. Böylelerine, sabır ve kararlılıklarından (azimlerinden) dolayı melekler iner... (Bknz. 41/30-33.)

Dünyevî ganimet (menfeat) için mücadele edenler, o ganimeti elde edemeyince samimiyet (= ihlâs) testinden geçerler. Enfâl Sûresinin ilk 30, özellikle ilk 10 âyetine bakın. Sahabe bile, ganimet paylaşımında Efendimizi üzmüştü; çünkü onların bi kısmı ganimet için savaşmıştı.

..

Efendimizin Taif’de taşlandığında yaptığı duâyı hatırlayın.

“Yâ Rabbi! Kuvvet ve kudretimin en zayıf haliyle, elimdeki çare ve vasıtaların en basitiyle, insanların gözünde ifade ettiğim değersizliğimle Sana yalvarıyorum, Sana sığınıyorum. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! Sen zulme uğramış bütün mazlumların Rabbisin, Sen benim de Rabbimsin. Beni kimlerin eline bırakıyorsun?!. Bana kaba ve sert davranan bir yabancıya mı, yoksa Bana üstün kılacağın bir düşmana mı?!. Eğer Sen Bana kızgın değilsen, başıma gelen eziyet ve işkencelere aldırmam. Ancak Senden gelecek bir himaye ve koruma Benim için çok daha hoştur. Öfke ve gazabına uğramaktan; karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzene koyan Zât’ının Nûr’una sığınırım; sadece Sana sığınır ve Senin rızanı dilerim. Senin Gücünden ve Quvvetinden başka güç ve kuvvet yoktur!.”

"Siz, sizden öncekilerin çektikleri gibi sıkıntı ve zorlukları çekmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?!. Onlar, onlara dokunan sıkıntı ve zorluklarla öylesine sarsıldılar ki Rasul ve Onunla birlikte olan Mü’minler : ‘Allah’ın yardımı ne zaman?!.’ dediler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır." (2/214.)

Allah’ın yardımı, Mü’minlere, Muhlislere, Muhlaslara ve Muhsinlere yakındır.

“Ve sonra birbiri ardından Elçilerimizi gönderdik; (öyle ki,) bir ümmete kendi Peygamberi gelmeye görsün, Onu hemen yalanladılar; ve bu yüzden Biz de onları birbiri peşinden yok edip hepsini efsaneye çevirdik. (Allah’ın rahmetinden) Uzak olsun, inanmayanlar toplumu!.” = فَبُعْداً لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

(23/44.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP