RAMAZAN GELDİ

Ramazan’a hürmetim vardır; ona değer de veririm; neden olduğunu bilmiyorum; içinde yaşadığım kültürden (gelenekten, atadan-dededen) kaynaklanıyor olmalı. Yaklaşık 10 yıl, özelde; 20 yıl da devlette çalıştım; Ramazan gelince onu iyi karşılamak, iyi misafir etmek (onunla iyi vakit geçirmek) için yıllık izinlerimi hep Ramazan gelince aldım.

Önceleri Ramazan gelince ne yaptım?

Oruç tuttum. Ramazan gelmeden önce yaptığım sabah kahvaltısını daha erken bir saate çektim, öğle yemeğini iptal ettim ama akşam kendime mükellef bir sofra kurdum. Ramazan gelmeden günlük masrafım bugünün parasıyla 100 TL ise, Ramazan gelince 200 TL’ye çıktı. Ramazan bana masraflı/masrafla geldi.

Gündüzleri yattım, uyudum. Geceleri televizyona baktım. İlk 5-6 yılda namaz bile kılmadım; zaten o gelmeden de kılmıyordum, Cuma’dan Cuma’ya, Cuma namazına gidiyordum. Ramazan gelince beni Teravih namazına götürdü; dedim ki ona, ya Ramazan!, bu namaz çook uzun, ayın başında, ortasında ve sonunda üç kere kılsam ve hızlı kıldıran da birini bulsam olmaz mı?!. Sessiz kaldı, bişey demedi.

İlk 5-6 yılda, yılda değil yılın Ramazan’ında, dediğim gibi orucu (gündüz) uykuya tutturdum, gece sabahlara kadar televizyon izledim, ne namaz kıldım, ne de Kur'ân okudum.

Ramazan’ın sonraki gelişleri mi biraz değişik oldu, ben mi Ramazan’da bir değişiklik (Ramazan’ı bideğişik) gördüm bilmiyorum, o bana bişey söylemedi ama galiba bende bideğişiklik oldu. Daha Ramazan gelmeden hazırlık yapmaya başladım; sanki önemli bir konuğum/misafirim gelecekmiş de bana da önemli bişey/bihediye getirecekmiş gibi.

Kim bu Ramazan diye ilk kez o yıl Ramazan’ı merak ettim ve onu araştırmaya başladım. 

Ramazan öyle bir aydır ki onda Kur'ân inmeye başladı. “Şehr-u Ramazânellezi ünzile fîhil Kur'ân...” (2/Bakara, 185.)

Ramazan her yıl bana geliyor; “bu yıl bana Kur'ân getiriyor olmasın!.” dedim.

O yıl (1990’da) gerçekten de Ramazan bana Kur'ân getirdi. Evimizde Mushaf vardı ama Kur'ân yoktu. Mushaf’la beni Ramazan tanıştırdı, tanışınca benim için Mushaf Kur'ân oldu; artık ben Onu okumaya başladım. Kur'ân benim önce gözüme sonra aklıma damla damla düşmeye (inmeye/inzal) başladı. Namaz kılmıyordum kılmaya başladım. Kimseye bişey vermiyordum, vermeye başladım. Bişey bilmiyordum, bilmeye başladım. Ramazan gelince masrafı kısmaya, kıstığım masrafı biriktirmeden zekât ve fitreye dönüştürmeye ve vermeye başladım. 

O yıl Ramazan giderken eğilerek kulağıma şöyle dedi : “bunu her ay yap, her ay ben geliyormuşum gibi davran!.”

Onun dediğini her ay yapamadım, itiraf ediyorum ama aylarıma günlerime bir neşe, bir huzur, bir düzen geldi. Nerdeyse Kur'ân okumadığım gün olmadı. Her gün Kur'ân’la konuşuyordum; O bana iniyordu, beni yukarı çekmek istiyordu...

Ben Onu hiç terk etmedim, terk etmeyeceğim. Onun çook yardımını/faydasını gördüm. Ona vefasızlık edemem; Onu bana Ramazan getirdi. Son geldiğinde dedi ki, “getirdiğim Hediyeyi = Kur'ân’ı iyi okur, anlar ve yaşarsan, bundan sonra ben sana değil, sen bana gelirsin!.”

Hâlâ O bana gelmeye devam ediyor.

Ben Ona ne zaman gideceğim? O bana ne zaman “gel” diyecek de ‘Hasan geldi’ deyip hazırlık yapacak?!.

Korkuyorum, ben Ona ne götüreceğim?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHÂNET

KELİME/KELÂM & KAVL/SÖZ

HADİS & SÜNNET