SOFRA

Biraz günlük, gündelik hayat. Her gün 2-3 kez aç karnımızı doyurmak için sofraya oturuyoruz. Yediğimiz-içtiğimiz yiyecek ve içeceklerin nasıl soframıza geldiğini düşünüyor (= biliyor) muyuz?!.

Müslüman, yemeye-içmeye başlarken “Bismillahirrahmanirrahim” diye başlar. Bu, Rabbi hatırlama veya bilinç (= farkındalık) ifadesidir. Anlamı ise : Ya Rabbî, bütün bu nimetlerin yaratıcısı Sen’sin; bu, Sen’in Rahmâniyetin ve Rahîmiyetindendir, Seni hatırlamadan (= anmadan) bunları yemem-içmem Sana “nankörlük” olur, demektir.

Soframızdaki nimetlerin hangi birini ele alalım. Hangisini ele alırsak alalım; onların var olması için bu mükemmel kâinatın var olması da şart. Her şey, her şeyle; her şey de Allah ile ilişkili/irtibatlı. Yağmurun yağması, Güneşin doğması, toprağın onlara “ana” olması, ... yiyebiliyor-içebiliyor, yediklerimizi-içtiklerimizi sindirebiliyor (= sağlıklı) olmamız...

Aldığımız seküler eğitim, yaşadığımız modern hayat, önce bu “halkayı” daralttı, sonra da kopardı. Topraktan, doğadan ve Allah’tan “koptuk”!. Artık yediğimiz-içtiğimiz şeyleri fabrikalar üretiyor; marketler satıyor; bizler de onları “para kazanarak ve para vererek” satın alıyoruz. Kimsenin kimseye “borcu” yok; herkes, kendi işini yapıyor.

Ufkumuz o kadar daraldı, gözümüzün önünü o kadar yoğun bir sis kapladı ki, önümüzdeki nimetlerin bir adım gerisini ve bir adım ilerisini göremiyoruz. Ben buna “akıl felci” diyorum. Bu kavramı, Max Horkheimer’in “Akıl Tutulması” kitabından ödünç aldığımı veya oradan esinlendiğimi itiraf etmeliyim. Batının (= modern çağın/bilimin) aklı (ve teknolojisi), şeylerin/nesnelerin içinde kaybolmuş ve aklın yolunu kaybetmesine (tutulmasına, şok olmasına) yol açmış durumdadır.

Batı aklı, yolunu da yönünü de kaybetmiştir; hızla uçuruma doğru yol almaktadır. Bu akıl, bizi sahil-i selâmete götüremez. Bu akla özenerek, bilim ve teknolojiye yatırım yapmak, bizi felâkete götürür.

Aklın doğru yolu (= doğru istikâmeti = sırat-ı müsteqîmi) bulması, sofrada, iki şekilde başlar. 1) Soframızdaki tüm nimetlerin temiz ve helâl olması. 2) O nimetlerin Rabbinin tanınması. = Sadece o nimetlerin Rabbine şükr/teşekkür (= kulluk) edilmesi. Bunlar, aklın yol ve yön bulmasının olmazsa olmaz şartlarıdır. Modern hayat (= seküler/pozitivist bilim) aklı da doğru istikâmetinden = sırat-ı müsteqîmden uzaklaştırdığı veya kopardığı için bu akıl, paraya (= teknolojiye) kul, parayla (= teknolojiyle) dünya hâkimiyeti (tanrılık) peşinde.

Akıl da aç; ama onun bu açlığını bilim ve teknoloji doyurmuyor, doyuramıyor; aksine bu akıl, “yedikçe acıkıyor, hiç doymuyor, hiç şükretmiyor”, gözünü hırs bürümüş; bu akıl, her şeye hâkim olan bir tanrı olmak istiyor.

Biliyoruz ki bu akıl, günde beş vakit namaz kılmıyor ama günde üç vakit sofraya oturuyor; sofra, bu akla haddini bildirmeli; bildiremiyorsa, artık bu akıl, bir ân önce terk edilmeli.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP