KEVSER

Kevser, Kitâb’taki 108. Sûrenin adı. “innâ ea’tayneke el-kevser” (108/1.) Biz, sana Kevser’i verdik.

Nedir Kevser?!. 

İyi bişey olmalı!, ki, 

Sen de Bize, sadece Bize, yâni Rabbine salât et! = “fesalli li-rabbike venhar” ve nahr et!. (18/2.) deniyor.

Bu âyet, neredeyse bütün meallerde ‘namaz kıl ve kurban kes’ diye karşılanıyor. Bu meal/anlam, verileni (= Kevser’i) karşılar mı?!.

Kevser’in kökü, KSR (كثر); kevser, bu kökün ‘mübalağalı’! kullanımı. Ekser değil, kevser. Ekserden daha çook, daha bol kevser. Kesîr, çok, bol, çok bol demek. Ekser, çok çok bol, çok çok fazla. Kevser, bitmeyen/bitirilemeyen, bitirilemez, tükenmeyen/tüketilemez olan, kaynağı hiç kesilmeyen bol ve çok. Sonsuz. Sınırsız. Hesapsız ikramlar veya nimetler. 

“ve izâ raeyte semme raeyte naîmen ve mülken kebîrâ” (76/20) Nereye bakarsan bak, orada sınırsız nimet ve büyük bir mülk görürsün. Her baktığın yer, nimetlerle ve mülkle dolu. Kullan kullan bitmeyecek, tükenmeyecek, kullandıkça artacak nimetler, mülkler!... İşte bu!, Kevser bu olmalı!.

Kevser, öte dünyada (= cennette) kaynağı kesilmeyen, sürekli akan bir nehir veya dolu bir havuz imiş!. Cana can, kana kan katan bir “su” imiş!. Bunun bize, pardon Efendimize, verildiği söyleniyor ve Ondan da namaz kılması ve kurban kesmesi isteniyor!.

Size böyle bir v’adde bulunulsa (= böyle bir söz verilse), dikkat!, bu sözü veren Allah, siz günde beş vakit, toplamı bilemedin bir saat süren o namazları kılmaz; yılda bir kez bir koyun veya bir kuzu kesmez misiniz?!.

Salli emrinin kökü, SALÂ (صلى); bu kök, dua etmek, yanmak, kızarmak, pişmek, ateşe tutulmak, namaz kılmak, yaslanmak (se-yaslâ nâran), destek vermek anlamlarına gelir. Bu sûre, Mekkî, henüz bilindik anlamda namaz yok. Öyleyse sahabe bu salli’yi nasıl anladı?!.

Nahr, kesmek. Kitâb kurban kesmek için zibh/zbh kelimesini de kullanır; mezbaha kesimhane. Nahr’daki kesmek, başka bi kesmek olmalı. Sûredeki diyalog “Senli-Benli”!. “Ben, Sana Kevser’i verdim, Sen de salât et ve nahr et!.” “Ortada” bir kurban hayvanı görünmüyor!. Bu kadar büyüük bir ödül için, bu kadar veya böyle bikarşılık!. (Hâşâ) Allah’ın bir karşılığa ihtiyacı da yok, amaç motivasyon. 

Sen de öyle bir motive ol ki, O (= Rabbin) Sana Kevser’i (= Seni?!) verdi, Sen de O’na kendini ver.

O’nun için yaşa, O’nun için öl!. = “fesalli li rabbike venhar.” = Rabbin için yaşat, Rabbin için öl/dür!.

Sen ölünce = Sen O’nun için kurban olunca, O Kevser Senin olacak.

Sana, Senin şânına (= inne şânieke) bu yakışır. Bırak onu/onları, o/onlar ebter (= hüvel ebter); onun/onların geleceği (âgıbeti) beter; Sen, onun/onların sözlerine kulak asma; onlar Sana şimdi/burada ebter (soyu kesik) diyorlar ama asıl ebter onlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP