FARK

Fark : İki (veya bir çook) şeyi, nicelik-nitelik, soyut-somut, maddî-manevî yönlerden ayıran şey.

(Görünen ve görünmeyen -- Tanrı dışında şuhûdî ve gaybî olan -- her şeye, şey dedim.)

Şeyler : ya kendinde şeydir; ya bir başka şeydir; ya da başkası ile bişeydir. Başkası ile olan şeyler : ya birbirine zıttır; ya birbiri ile çifttir. Başka şeylik, zıtlık ve çiftlikle (= ezdâd ve ezvâc) bilinir. Kendinde şey, hiçbir şeyle bilinmez, O’nun, bilinmek için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; O, “bilen ve gören” için “apaçıktır”; O’nun bilgisi a priori bir bilgidir, öğrenilmez = inanılır.!.

Tanrı dışında hiçbir şey, “Kendinde Şey” (= Ding an Sich) değildir. Bu yüzden Tanrı, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. O, hiçbir şeye benzemez. = “leyse kemislihî şe’yün” (42/11). O’nun benzeri de = eşi de düşmanı da = zıttı da yoktur; şeytan O’nun düşmanı değildir.

Bu âyet, Tanrı’nın âlemi (= yaratılmış şeyleri, semavâtı ve yeri) ortaya çıkardığını (= Fâtır) ve onları çift yarattığını (= ezvâc) da söyler. Bu minvalde bir çok âyet vardır. (Örneğin bknz. Yasin, 36. âyet.)

Çift : Biri diğerini tamamlayan. Yer ve Gök, Erkek ve Kadın, Hayat ve Ölüm, gibi.

Zıt : Biri diğerine karşıt olan; biri olunca diğeri olmayan. İyilik ve Kötülük, Karanlık ve Aydınlık, Varlık ve Yokluk gibi.

Fark, hem çiftleri hem zıtları ayırır; fark, ayırıcıdır. (= fâtırdır, furkandır.); dostu-düşmanı, iyiyi-kötüyü ayırır. Çiftler, birbirlerine dost da düşman da olabilirler.

Eşler, birbirleri ile uyumlu olurlarsa (bir) tam (= tam bir bütün) olurlar, sevişirler; olmazlarsa çatışırlar (= savaşırlar). Uyumluluk, her iki zıt kutupta da olabilir. Kötülük (= şeytanlık) kötülükle (= şeytanlıkla); iyilik (= meleklik) iyilikle (= meleklikle) uyumludur. Melek (= iyi) melekle (= iyi ile) sevişir;  şeytanla (= kötüyle) çatışır. Kötü de kötü ile sevişir; iyi ile çatışır.

...

Tam ve mükemmel iyiyi veya tam ve mükemmel kötüyü (= ikisi arasındaki farkı) bizler bilemeyiz, onu ancak Tanrı bilir. Her iyinin içinde belli oranda kötü; her kötünün içinde belli oranda iyi olabilir. “Sizin hoşunuza giden şeylerde (= hayır/iyi bildiklerinizde) şerr; hoşunuza gitmeyen şeylerde (= şerr/kötü bildiklerinizde) hayr vardır. Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (2/216) İnsanda taqvâ ve fücûr yüklüdür. = “feelhemehâ fücûrehâ ve taqvâhâ.” (91/8); o/insan onlardan birini tercih eder = seçer. Bu seçimi, “pür/saf bir seçim” olamayabilir.

Bizler, farkı tam olarak fark edemeyiz, bilemeyiz.

Öyleyse (= bizler, farkı tam olarak fark edemezsek), karambole mi, tesadüfen mi yaşayacağız?!. 

Hayır. Şeylerin farkını bize söyleyen = bildiren Furkân’a (= Kur’ân’a) göre yaşayacağız. O bize : ‘şunlar çifttir, şunlar zıttır; şunlar iyidir, şunlar kötüdür; şunlar dosttur, şunlar düşmandır; zıtları ve çiftleri karıştırmayın.’, der/diyor.

...

Meselâ, hayat, ölümün zıttı mı, çifti mi?!.

Hayat ve ölüm, uyku ve uyanıklık (uykusuzluk) gibidir. Uyku, uyanıklığın zıttı mıdır, çifti midir?!. Ölüm, insana uykunun gelmesi gibi gelir; uyku, “günlük ölümdür”!. Uyanma, o ân için uykunun bizde olmaması, bizden gitmesi; uyuma da bize o ân uykunun gelmesi ve bizi esir almasıdır. Biri varken, öbürü yok olur ama bu ikisi (= hayat ve ölüm) birbirine zıt değildir.

Yukarıda, zıttı tarif ederken, biri varken, öbürü yok olandır = olmayandır, demiştim; şimdi bu tarife, iradeyi de ekliyorum. Bizim irademiz dışında var olan ve bize “zıt gibi” görünen şeyler (aslında) zıt değil, çifttir. Hayat-Ölüm; Yer-Gök, Kadın-Erkek, gibi. Bizim kendi irademizle (= tercihimizle) seçtiğimiz şeylerdir zıtlar. Bunlar : İyilik-Kötülük, (Aydınlık-Karanlık anlamındaki) İlim-Cehâlet, (doğal aydınlık-karanlık = gece-gündüz, zıt değil, çifttir.), Doğru-Yanlış, gibi. Bizler, çoğu çifti zıt; çoğu zıttı da çift kabul ediyoruz. Meselâ, Yerli-Yabancı, Üretici-Tüketici, Dolu-Boş, Az-Çok, bunlardan bir kaçı. Bunlar, göreli zıtlardır; aslında bunlar, birinin olmadan diğerinin de olmadığı şeyler değil, biri olmadan diğerinin anlaşılamadığı şeylerdir. Boş bişey yok; boş, o şeyin içinde bizim olmasını istediğimiz şeye göre değişir. Boşun içi hava doludur. Az, neye göre azdır; çok, neye göre çoktur.?!...

...

Bizlere bildirilmezse, bizlerin “tamı ve bütünü”, hele de mükemmeli (= tam, bütün ve kemâl/mükemmel kavramlarını) bilmemiz çook zordur, neredeyse mümkün değildir.

Felsefecilerin şeyler arasındaki farkı bulmak için çırpınması boşuna değildir.

Şeyler arasındaki farkı, tam ve mükemmel bir şekilde onları Yaratan bilir. Bizlerin elinde, O’nun bildirdiğine inanmaktan = güvenmekten = “Lâ ilâhe illâ-l Allah.” demekten başka güvenilir bir seçenek yoktur!.

Tanrı’nın Bilgisini yok sayarak “ben bilirim” demek, şeytana/şeytanlığa özenmektir. 

Not : Aklı doğru kullanmak da (= hidâyet de) Tanrı Bilgisi (= Kur’ân) ile mümkündür. Tanrı Bilgisi (= Kur’ân) olmazsa akıl şaşar.

İnanmayan akıl, çoğu zaman ukalâdır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP