AİLE

Aile kelimesinin Arapça Âl (= آل)’den mi, yoksa AYL (= عيل)’den (= عاءلة) mi geldiği tartışmalı; EHL (= اهل) kelimesi de aileye karşılık olarak kullanılır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi; Âl-i Lût, Lût ailesi; Âl-i Firavun, Firavun ailesi, gibi. AYL veya Âil, bağımlı, fakir, tek başlarına kendi kendilerine yetersiz insanlar demektir. Ehl, “ve’mur ehleke bi-ssalâti = ehline/ailene namazı/salâtı emret!” (20/132)’te olduğu gibi, aile anlamındadır; Ehl-i Beyt, Efendimizin ailesi için kullanılır.

Aile, eş (= ana-baba) ve çocuklardan oluşur; toplumun en küçük prototipidir. Aile, nikâhla (= sözleşme, anlaşma, akd ile) kurulur. Aile, karşıt iki cinsin “birlikteliğidir”!. Ailede iki kişi = iki eş “bir” olur, “birleşir” ama “bütünleşmezler”, “birbirlerinde erimezler”, kendi “özlerini, kendi kimliklerini” kaybetmezler!; cem’ olurlar, cima’ ederler ama kaynaşmazlar, birbirlerinde kaybolmazlar, ittihat (= birlik) gerçekleşmez, sadece cima’ (= orgazm) anında kendilerini kaybederler.

Ailede geçim, eşlerin uyumuna; büyük oranda da aynı değerlerin kabulüne bağlıdır, ama bu değerlere eşlerden birinin daha az veya daha çok hassasiyet göstermesi, ailede belli oranda bir “ayrılığa” yol açacaktır. Hiçbir ailede “tam uyum” yoktur; çoğunlukla idâre (= karşılıklı sabır, tahammül, saygı, hoşgörü) vardır. Sabrın, tahammülün, saygının, hoşgörünün “sınırı” aşılırsa, o aile dağılır.

Hiçbir ailede, ben, sen değil; sen de ben değildir. Erkek, erkek; kadın da kadındır. Bir aile, başlangıçta iki kişiliktir; sonra onlara çocuklar katılır. Çocuklar, ne babanın, ne de ananındır; “ikisinindir”!. Aslında o çocuklar büyüyünce, ikisinin de değildir; herkes kendinindir = herkes kendine sahip çıkar, kendini kimseye vermek istemez!. 

Ama, belli bir süre sonra, bu “kendilik” de insana yetmemeye başlar. Kendiliğini, başka “kendilerle, kendiliklerle” tamamlamak ister insan. Hiç kimse, kendi başına “tam” değildir. Ailenin, toplumun, cemaatin oluşum sebebi, insandaki bu eksikliktir. Aile ayrıca, “insan üretiminin”! ve terbiyesinin kaynağıdır; bu özelliği ile diğer sosyal kurumlardan çok daha “özeldir”, çok daha “mahremdir”!.

Aile, kişiye (= özneye), öteki özneler (= kişiler) ile nasıl bir arada yaşanabileceğinin öğretildiği = gösterildiği; paylaşımın, fedakârlığın (= özverinin) yoğun olduğu bir “yer veya ortamdır”!. Bunu, anne merhameti ve sevgisi ile; baba da mukâvemeti ve himmeti (vergisi) ile gösterir. Çocuklar da 15-20-25 sene, anne ve babalarının bu fedakârlıklarını görürler ve onların hakkını teslim ederler, onlara “üff bile” (17/23) demezler; onlar yaşlandığında, onların kendilerine kol-kanat gerdiği gibi, onlar da onlara kol-kanat gererler.

Her şeye rağmen, anne-babaya itaat, Allah’a itaat gibi değildir. Eğer anne-baba, çocuklarına Allah’a isyanı (haramı, vb.) emrediyorsa, o anne-babaya itaat edilmez ama anne-babalıkları bâkîdir, geçmişte onlarla kurulan bağ (= iletişim, ilişki) aslâ koparılmaz. 

Her işte olduğu gibi aile içi çatışmada da hakem, Allah’ın Kitâb’ı, dini veya hükümleridir. Kitâb, bu konuda bizlere “affı/afvı, safhı ve ğafrı” önerir. (Bknz. 64/14.)

Aff/afv'da suçlu uyarılır, gerekirse azarlanır ama suçu bağışlanır. Safh’ta, suçluya suçlu olduğu söylenir ama azarlanmaz, suçu bağışlanır. Ğafr’da, suçluya ne suçlu olduğu söylenir ne de azarlanır, sanki o suçu ‘işlememiş gibi’! hareket edilir.

Aile olmak = aile kurmak kolay ama onu sürdürmek zor. Rabbim, her aileye kolaylıklar nasip etsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP