EĞİTİM
Bu yazıda eğitimi, millî-dînî (hadi seküler-dînî de diyelim!) diye ayırmadan ele alacak; toplam eğitim ordusuna da (= öğretmen, akademisyen ve din görevlilerine de) kısmen değineceğim.
Bu ülkede 1.4 milyon öğretmen, (bunun 200 bini üniversitelerde); 130 bin din görevlisi (= imam, müezzin-kayyım ve vaiz) var. Toplam : 1.5 milyon. Ülke nüfusu yaklaşık 85 milyon. Bunu 1.5 milyona bölünce, 55-56 kişiye bir eğitimci düşüyor.
Bu, rakamsal tespit. İçerik tespiti ise, içler acısı. Bunu, 25 yıldır iktidarda olan hükümet de itiraf ediyor : “Eğitim ve kültürde istediğimiz düzeyi/seviyeyi yakalayamadık.”
Ya adâlette?!.
Ve kalkınmada (= ekonomide)?!.
Bu iki alanda küresel sisteme entegre olduk. Eğitim ve kültürde “geri” kaldık!. Eğitim ve kültürde de mi, küresel sisteme entegre olmalıydık?!.
Oraya doğru hızla gidiyoruz.
Ekonomide, endüstri 5.0, RFID, nesnelerin interneti, e-ticaret, e-devlet, vb. uygulamalar devrede, tıkır tıkır (= sorunsuz) işliyor.
Adâlet de UYAP’la bu işe soyundu.
Eğitimde, uzaktan eğitim, pandemi ile denendi; fenâ da görülmedi.
Geriye sadece e-ibâdet kaldı. Bu da “denenebilir”!. Ve, 200 bin din görevlisi, 2 bine indirilebilir.
Ve, toplamdaki 1.5 milyon eğitim görevlisi, 150 bine indirilerek, “çok ciddî bir ekonomik tasarruf” sağlanabilir!. Nasıl olsa, mevcut (millî ve dînî) eğitimden istediğimiz verimi alamıyoruz.
Neden alamıyoruz?!.
Çünkü, millî ve dînî eğitimin özü (= ruhu) öldü, şekli yaşıyor. Ekonomide üretilen mallara verdiğimiz etiketler gibi, eğitilen insanlara da etiket (= diploma, unvan) vermekle yetiniyoruz. Eğitim, insanlara, mühendis, avukat, hâkim, öğretmen, Prof., Doç., Dr., imam, kimyager, gazeteci, vb. unvanları veriyor; onların bu işleri “nasıl” yapacaklarını öğretiyor ama “niçin” yapacaklarını “öğretmiyor”!; bir niçin öğretiyorsa!, onun cevabı da sadece para için. Oysa millî ve dînî eğitimin niçin’i, paraya indirgenemez; nasıl’ı ise, yaşanılan çağın (dönemin) ihtiyaçlarına (gereksinimlerine) göre değişir.
“Nihaî Niçin”!den kopuk bir eğitim, şekilseldir. Bu sorunun sorulmadığı bir eğitimde ruh (= öz) yoktur. Bu tür bir eğitim ve ibâdet, uzaktan da yapılabilir, simüle edilebilir.
...
Küresel güçler, çok yakında ibâdet alanına da el atarlarsa şaşırmayalım. Yani, çok yakında e-ibâdet uygulamaları ile ibâdetlerimizi yapabiliriz; e-namaz, e-hac, vb. uygulamalarını telefonumuza yükleyerek, bu işleri "kolaylaşyırabiliriz"!. Neden olmasın?!. Teknoloji, zaten bizim hayatımızı kolaylaştırmak için değil mi?!. Taâ Arabistan’a kadar gitmeye ne gerek var?!. Harem (= Mekke, Medine, Arafat, Müzdelife, Mina) google earth’de zaten yüklü, oturduğumuz yerden “hacı”! oluruz, olabiliriz!. Namazları, camiiye gitmeden, hatta hiç ayağa kalkmadan “tek tıkla”! kılarız, kılabiliriz!.
Belki de bu sayede, “eğitim ve kültürde de istediğimiz seviyeye” ulaşabiliriz!.
Neden olmasın?!!!.
Yorumlar
Yorum Gönder