MÛ'CİZE
Aklı (= insanoğlunu) â’ciz bırakan olay. Kelime, bu anlamıyla Kitâb’ta kullanılmaz; 26 yerde geçer; hemen hemen hepsi de insanoğlunun, ne yaparsa yapsın Allah’ı âciz bırakamayacağını, Allah’ın o zalimlere, o kâfirlere er-geç cezâ vereceğini ifâde eder ve Allah’ın “akla sığmayan” gücüne atıf yapar. (İnsanın kendi â’cizliği ve acûz = yaşlı, ihtiyar anlamı hariç.)
Kur'ân’da, bilindik anlamıyla mû’cize geçmez; ona bu anlamı veren kelime, âyettir ve âyetlere de gönüllü teslim olunur. Zorla teslim olunsa, iradenin veya seçimin (= özgürlüğün, insan ve kul olmanın) bir anlamı kalmaz.
Kul, Allah’a zorla değil, isteyerek ve gönüllü olarak teslim olan insandır.
“Lâ ikrâhe fi-d dîn; kad tebeyyene-r rüşd-ü...” Dinde zorlama yoktur. Doğru, yanlıştan kesin bir şekilde ayrılmıştır. Kim, tağûtu inkâr edip (= reddedip) Allah’a inanırsa, kopmaz bir kulpa sarılmıştır. Allah, her şeyi İşiten ve Bilendir. (2/256.)
Zor, ötede kullanılacak ve kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacaktır.
Kur'ân, ilâhî bir iletişimdir. (= İlâh’la iletişimdir.) ve iletişimde iknâ esastır.
Zor, “oyunu”! bozar.
Rabbimiz Allah, insana olan “saygısından”! zor kullanmıyor.
Not : Bu yazıdan, sakın!, bu adam mû’cizeye (de) inanmıyor, anlamını çıkarmayın. Ben Allah’ın herkesi âciz bırakan müthiş gücüne inanıyorum ama O’nun insanî dünyada bu gücünü kullanmadığını söylemeye çalışıyorum. Öyle olsa (= kullansa), bize sorumluluk yüklemez ve düşmanlarını (= zâlimleri?!) ânında kahreder.
Sabrediyor ve bizi deniyor. O, aynı zamanda Es-Sabûr’dur.
Yorumlar
Yorum Gönder