YOLUN FENOMENOLOJİSİ

Yolun Fenomenolojisi : Sırât, Asfalt ve Toprak Değil; Erdemdir.

İnsan, doğduğu andan öldüğü ana kadar bir yol üzerindedir. Bu yol, herkes için ortaktır. Zengin-fakir, mümin-kâfir, zalim-mazlum, âlim-cahil... Hepsi aynı hayat yolunda yürür. Yol doğumla başlar, ölümle sona erer.

Fakat aynı yolda yürümek, aynı yolculuğu yapmak demek değildir.

İncil’de Eriha’dan Kudüs’e giden yolda yürüyen beş kişi anlatılır. Biri kendi hâlinde yolculuk eden bir insandır. Biri hayduttur; aynı yolu kullanır ama yolu zulmün mekânına çevirir. Biri kâhindir; yaralıyı görür, üzülür, fakat geçip gider. Biri Levi’lidir; o da aldırmadan yoluna devam eder. Sonuncusu ise Samiriye’lidir; yaralıya yaklaşır, yaralarını sarar, onu güvenli bir yere ulaştırır ve masrafını üstlenir.

Beşi de aynı fizikî yolda yürümektedir; fakat hakikatte aynı sırât üzerinde değildir.

Çünkü sırât, asfalt değildir.

Sırât, erdemli yürüyüştür.

Asfalt, herkesi taşır; zalimi de mazlumu da, merhametliyi de merhametsizi de. Sırât ise yalnızca hakikate yöneleni taşır. Çünkü sırâtın malzemesi taş değil, erdemdir.

Bu sebeple Kur'an’daki “İhdinâ’s-Sırâta’l Müstakîm” duâsı, yeni bir yol istemek değildir. İnsan zaten hayat yolundadır. Duâ, o yolu doğru bir yönelişle ve erdemli bir yürüyüşle yürüyebilme talebidir.

Fatiha’nın devamı bunu açıkça gösterir. Kur'an yolu tarif etmez; yolcuları tarif eder : “Nimet verdiklerinin yolu; gazaba uğrayanların ve sapanların yolu değil.”

Demek ki sırât, zeminin değil; insanın hâlinin adıdır.

Yolu belirleyen, zemin değil; yöndür.

Yön, kalbin kıblesidir. Kalp hakikate yönelmişse yürüyüş de doğrulur. Kalp kendine, mala, güce, şöhrete veya sahte ilâhlara yönelmişse aynı hayat, yolu sapmaya dönüşür. Ayakların yürüdüğü istikâmeti gerçekte kalbin yönelişi belirler.

Doğru yöneliş, erdemi doğurur. Erdem ise merhamet, adâlet, emanet, sadakat ve sorumluluk olarak yol üzerinde görünür hâle gelir. Samiriyeli’yi diğer yolculardan ayıran şey, farklı bir yolda yürümesi değil; aynı yolu erdemle yürümesidir.

Yol aynıydı; fakat sırât aynı değildi.

Çünkü sırât, taşın değil, tavrın adıdır.

İnsan sonunda hangi yoldan geçtiğiyle değil, o yolu hangi yöne bakarak ve hangi erdemlerle yürüdüğüyle karşılaşacaktır. Hayatın hesabı, yolun uzunluğundan değil; yürüyüşün hakikatinden sorulacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK