AKIL : NİMET, SINIR VE HAKEM
AKIL : NİMET, SINIR VE HAKEM
“Akıl” Nedir?!.
İnsan denildiğinde akla ilk gelen özelliklerden biri akıldır. Fakat akıl yalnızca düşünen bir organ değildir; anlam kuran, ilişki kuran, hüküm veren, tercih yapan ve sorumluluk yüklenen bir yetidir. Kur'ân'da "akıl" isim olarak değil, çoğunlukla fiil hâlinde geçer: “Akletmez misiniz?!.” Bunun önemli bir anlamı vardır. Kur'ân, aklı durağan bir sahiplik olarak değil, sürekli işletilmesi gereken bir faaliyet olarak görür.
Bununla birlikte Kur'ân, aklı mutlaklaştırmaz. Çünkü akıl, Allah değildir; yaratılmıştır. Başlangıcı olduğu gibi sınırı da vardır. Bu sınırı bilmek, aklı küçültmek değil; onu doğru yerine yerleştirmektir.
Akıl Tek Değildir
Günlük hayatta “akıl” dediğimiz şey aslında farklı tezahürlerden oluşur.
Bireysel akıl vardır; insanın kendi muhakemesi.
Ortak akıl vardır; istişare ile oluşan müşterek değerlendirme.
Bilimsel akıl vardır; gözlem, deney ve ispat üzerine kurulur.
Felsefî akıl vardır; varlığı, bilgiyi ve anlamı sorgular.
Kültürel akıl vardır; toplumun tarih boyunca oluşturduğu düşünme biçimidir.
Geleneksel akıl vardır; önceki nesillerden devralınan yorum ve kabullerdir.
Araçsal akıl vardır; “nasıl yapılır” sorusuna cevap verir, fakat “niçin yapılmalıdır” sorusunu çoğu zaman cevapsız bırakır.
Bu akılların her biri değerlidir; fakat hiçbiri mutlak değildir.
Aklın Tutulması
Modern çağın en önemli eleştirilerinden birini Max Horkheimer yapmıştır. Ona göre modern insan aklı bütünüyle kaybetmemiştir; fakat akıl, asli fonksiyonunu kaybetmiştir. Araçları mükemmelleştiren akıl, amaçları sorgulamayı bırakmıştır.
Böylece “doğru”nun yerini “işe yarayan”, “iyi”nin yerini “verimli”, “hikmet”in yerini “teknik başarı” almıştır.
İnsan atomu parçalamayı öğrenmiş, fakat öfkesini yönetememiştir.
Uzaya gitmiş, fakat komşusuna yaklaşamamıştır.
Bilgisi büyümüş, hikmeti küçülmüştür.
İşte Horkheimer’ın “Akıl Tutulması” dediği kriz budur.
Kur'ân’ın diliyle söylersek, bu bir nûr eksikliği değil; nûrun üzerinin örtülmesidir. Akıl çalışmaktadır; fakat istikametini kaybetmiştir.
Yaralı Bilinç
Daryush Shayegan ise modern Doğu insanının başka bir yarasına dikkat çeker. Ona göre Doğu toplumları ne kendi geleneklerini bütünüyle yaşayabilmekte ne de modernliği tam anlamıyla içselleştirebilmektedir.
Sonuçta parçalanmış bir bilinç ortaya çıkmaktadır.
Bir zihinde aynı anda birbirine ait olmayan dünya tasavvurları yan yana yaşamaktadır.
İnsan, bir yandan vahye inanmakta; öte yandan hayatını bütünüyle seküler kabuller üzerine kurmaktadır.
Dili başka, zihni başka, hayatı başka bir yöne akmaktadır.
İşte bu, yaralı bilinçtir.
Kur'ân’ın “kalplerinde hastalık vardır” ifadesi, sadece ahlâkî değil; aynı zamanda epistemolojik bir yara olarak da okunabilir. Hakikat parçalandığında insan da parçalanır.
Bilim, Felsefe ve Din
Bilim olmadan tabiat anlaşılamaz.
Felsefe olmadan bilgi sorgulanamaz.
Din olmadan varlığın nihâî anlamı kurulamaz.
Bilim bize eşyanın nasıl işlediğini öğretir.
Felsefe bunun anlamını sorgular.
Vahiy ise insanın niçin var olduğunu bildirir.
Bilim güç verir.
Felsefe derinlik kazandırır.
Vahiy istikamet verir.
Güç, derinlik ve istikâmet birleştiğinde hikmet ortaya çıkar.
Aklın Sınırı
Akıl son derece güçlüdür; fakat sınırsız değildir.
Akıl doğum öncesini yaşayamaz.
Ölüm sonrasını gözlemleyemez.
Gaybı kendi yöntemiyle bilemez.
Bu sebeple vahiy aklın rakibi değildir.
Vahiy, aklın ulaşamadığı ufkun haberidir.
Akıl vahyi anlar.
Vahiy aklı tamamlar.
Akıl olmadan vahiy muhatap bulamaz.
Vahiy olmadan akıl nihai istikameti bulamaz.
Hakem Kimdir?!.
Bugün insanlık çoğu zaman bireysel aklı, ortak aklı, bilimi, kültürü veya geleneği hakem hâline getirmektedir.
Oysa bunların tamamı beşerîdir.
Yanılabilir.
Değişebilir.
Birbirleriyle çelişebilir.
Kur'ân’ın teklifi farklıdır.
Hakem ne bireydir.
Ne toplumdur.
Ne çoğunluktur.
Ne gelenektir.
Ne bilimdir.
Hakem Allah’tır.
Vahiy, O’nun hükmünü bildirir.
Akıl ise o hükmü anlamaya çalışan en büyük ilâhî nimettir.
Bu yüzden akıl ile vahiy rakip değildir.
Rakip olan, insanın aklı ilahlaştırması veya aklı bütünüyle devre dışı bırakmasıdır.
Sonuç
İnsanlık bugün bilgi krizinden çok hikmet krizi yaşamaktadır.
Bilgi artmıştır.
Veri çoğalmıştır.
Teknoloji gelişmiştir.
Fakat insan kendisini tanımakta zorlanmaktadır. Çünkü akıl, nûrdan kopunca araç üretir; anlam üretemez.
Gelenek sorgulanmayınca donuklaşır.
Modernlik mutlaklaştırılınca köksüzleşir.
Bilim tek ölçü kabul edilince insan makineleşir.
Felsefe vahiyden kopunca sonsuz tartışmalar içinde döner durur.
Din akıldan kopunca taklide dönüşür.
Kur'ân’ın çağrısı ise bunların hiçbirini reddetmez. Bilakis her birini hak ettiği yere yerleştirir.
Akla düşünmeyi emreder.
Bilime kâinatı okumayı emreder.
Felsefeye tefekkürü teşvik eder.
İnsana ise bütün bunların üzerinde daha büyük bir hakikati hatırlatır : Hakikatin kaynağı Allah’tır.
Akıl O’nun en büyük nimetlerinden biridir; fakat hakemin kendisi değildir.
Hakem Allah’tır.
Akıl hüküm koymak için değil, hükmü anlamak ve onu hayata taşımak için verilmiştir.
İnsan, aklı vahyin nûru ile buluşturduğunda ne akıl tutulması yaşar ne de yaralı bilinç taşır. O zaman bilgi hikmete, hikmet de salih amele dönüşür. İşte Kur'ân’ın inşâ etmek istediği insan budur.
Yorumlar
Yorum Gönder