İNTİZÂR

İNTİZÂR : NAZARIN ZAMANA TAŞINMASI VE YENİ MANZARANIN İNŞASI

İntizâr, günlük dilde çoğu zaman “beklemek” anlamında kullanılır. Oysa Kur’an’ın kavram dünyasında intizâr, pasif bir bekleyiş değil; hakikate yönelmiş nazarın zaman boyunca korunmasıdır. Bu sebeple intizâr, beklemekten önce güvenmek, sebat etmek ve vazgeçmemektir.

İntizâr kelimesi, “nazar” ile aynı kökten gelir. Nazar, yalnız gözle bakmak değildir; varlığı okumak, hakikati aramak ve ilâhî âyetlere yönelmektir. İnsan nazarla mevcut manzarayı görür. Fakat bu görme yalnız zihinsel bir faaliyet değildir; aklın, kalbin, vicdanın ve iradenin birlikte hakikate yönelişidir.

Bu sebeple nazarın ürünü yalnız bilgi değildir; manzaradır. Manzara, insanın karşısında duran tarih, toplum, tabiat ve kendi nefsidir. İnsan önce içinde yaşadığı manzarayı görür; onun nûrunu ve zulümâtını fark eder. Hakikate yönelmeyen göz, manzaraya bakar ama onu okuyamaz.

İşte intizâr tam bu noktada başlar.

İntizâr, mevcut manzaraya teslim olmak değildir. İntizâr, mevcut manzarayı doğru okuduktan sonra, Allah’ın vaadine güvenerek daha güzel bir manzaranın mümkün olduğuna inanmaktır. Bu nedenle intizâr, geleceği hayal etmek değil; geleceği hakikate göre inşa etmeye başlamaktır.

İnsan yalnız kendisine güvenerek intizâr edemez. Çünkü kendi bilgisi eksik, gücü sınırlı, ömrü kısadır. Gerçek intizâr, kulun kendisine değil, Rabbine güvenmesidir. Çünkü vahyin kaynağı, zamanın içinde yaşayan insan değil; ezelin ve ebedin sahibi olan Allah'tır.

İşte bunun için vahiy nazarı güçlendirir. Vahiy insanın yerine bakmaz; ona nasıl bakacağını öğretir. Nazarı arındırır, istikâmet kazandırır ve hakikatin ölçüsünü verir. Vahyin aydınlattığı nazar, mevcut manzarayı yalnız görünen yönüyle değil, Allah’ın sünneti ve vaadi ışığında okur.

Böylece intizârın temeli ortaya çıkar: Rabbin vaadine güven. Bu güven, imanın yaşayan bir tezahürüdür. Çünkü mü’min, henüz gerçekleşmemiş olan ilâhî vaadi, gerçekleşmiş bir hakikat gibi ciddiye alır ve hayatını ona göre kurar.

Bu sebeple intizâr, sabırla ayrılmaz bir bütündür. Sabır, hakikatten vazgeçmemektir; intizâr ise bu sadakatin zaman içindeki sürekliliğidir. Sabreden insan zamanı tüketmez; zamanı inşa eder.

İntizârın en büyük düşmanı ümitsizlik değil, atâlettir. Beklediğini söyleyip hiçbir hazırlık yapmayan kişi, aslında intizâr etmiyor; zaman geçiriyordur. Çünkü hakiki intizâr, daima sâlih amelle birlikte yürür. Beklenen manzaraya lâyık olmayan bir hayat süren kimsenin bekleyişi, intizâr değil temennidir.

Bu sebeple Kur’an’ın intizârı, edilgen değil; inşâ edicidir. Mü’min, geleceği seyreden insan değildir; Allah’ın vaadine güvenerek geleceğin inşâsında kendisine düşen görevi yerine getiren insandır. O bilir ki yeni manzara, yalnız bekleyenlerin değil; görenlerin, inananların, sabredenlerin ve çalışanların omuzlarında yükselir.

İntizârın kavramsal akışı şöyle özetlenebilir : Vahiy → Nazar → Mevcut Manzara → İntizâr → Sâlih Amel → Yeni Manzara.

Vahiy nazarı güçlendirir. Nazar mevcut manzarayı hakikate göre okur. İntizâr, bu hakikatten vazgeçmeden Rabbin vaadine güvenerek yaşamaktır. Salih amel, bu güveni tarihin içine taşır. Nihayet Allah’ın izniyle yeni manzara doğar.

İntizâr, bu sebeple yalnızca geleceği beklemek değildir. İntizâr, Rabbin vaadine güvenerek bugünden yeni manzarayı inşâ etmeye başlamaktır. İşte bu, imanın zamandaki yürüyüşü; nazarın geleceğe uzanan ufku ve vahyin insan hayatındaki diri tecellîsidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK