İYİ Kİ VAR...
İyi ki Var…
Elim var… iyi ki var.
Ayağım var… iyi ki var.
Gözüm görüyor, kulağım işitiyor, aklım düşünüyor, kalbim hissediyor… iyi ki var.
Nefes alıyorum; hava var.
Su var; susayınca içiyorum.
Toprak var; üzerinde yürüyor, ondan çıkanlarla besleniyorum.
Güneş doğuyor; ışığıyla görüyor, sıcaklığıyla yaşıyorum.
Ağaçlar var; gölge oluyor, meyve veriyor.
Gece var, gündüz var.
Ailem var, dostlarım var.
Kısacası, hayatımı mümkün kılan sayısız nimet var.
Elhamdülillâh. = الحمد لله
İnsan biraz durup düşünse, sahip olduğunu sandığı şeylerin ne kadar az; kendisine verilmiş olanların ise ne kadar çok olduğunu fark eder.
Elimi ben yapmadım.
Gözümü ben yaratmadım.
Kalbime ben komut vermedim.
Kanımı damarlarımda ben dolaştırmıyorum.
Uyurken bile beni hayatta tutan düzeni ben yönetmiyorum.
Her sabah yeniden açılan gözlerim, her nefeste çalışan ciğerlerim, durmaksızın atan kalbim ve düşünen aklım, bana ait değildir; bana emanetler.
Buna rağmen çoğu zaman bunları unutuyor; (Kârun gibi) evimle, arabamla, makamımla, diplomamla, servetimle övünüyorum.
Oysa bunların hiçbiri benim hakîkî varlığım değil.
Bunlar, bugün var, yarın yok olabilecek emanetler.
Ne gariptir ki! beni ben yapan nimetleri sıradan görüyor; bunlardan ve sonradan elde ettiklerimi hayatımın merkezi hâline getiriyorum.
Bir arabam çizilince üzülüyorum.
Telefonum bozulunca moralim bozuluyor.
Param azalınca dünyam kararıyor.
Makamımı kaybetmekten korkuyorum.
Fakat bir an olsun gözlerimin görmesini, kulaklarımın işitmesini, aklımın düşünmesini, kalbimin atmasını sağlayan Rabbime yeterince hamd etmiyorum.
Asıl zenginlik banka hesabım değil; sağlığımdır.
Asıl servet sahip olduklarım değil; sahip olduğumu sandığım her şeyi anlamlı kılan duygu ve düşüncemdir.
Çünkü bunlardan biri eksildiğinde, diğerlerinin çoğu değerini kaybeder.
Göz olmayınca manzaranın anlamı kalmaz.
Kulak olmayınca en güzel sesler susar.
Ayak olmayınca yollar uzar.
Akıl olmayınca bilgi fayda vermez.
Kalp durunca bütün hesaplar biter.
İnsan, var ettikleriyle değil; kendisine var edilenlerle yaşamaktadır.
İşte bu bilincin adı Hamddir.
Hamd; nimetleri sayıp dökmek değil, onların Sahibine yönelmektir.
Hamd; “Elhamdülillâh” demekle başlayan, fakat hayatın tamamına yayılan bir kulluk şuurudur.
İnsan, var ettikleriyle övündükçe Rabbini unutur; kendisine var edilenleri hatırladıkça da hamdi öğrenir.
Övünmek, yerini hamde bıraktığında kibir küçülür. Sahip olma hırsı, yerini emanet bilincine bırakır. Kaybetme korkusu, yerini tevekküle bırakır.
Belki de her güne şu bilinçle başlamak gerekir : Rabbim! Bugün sahip olduğum hiçbir şeyi ben var etmedim. Hepsi Senin lütfundur. Bana düşen, onları emanet bilinciyle kullanmak ve Sana hamd etmektir.
Çünkü insanın hakikati, sahip olduklarında değil; kendisine verilmiş olan nimetleri hangi bilinçle kullandığında ortaya çıkar.
Bugün hamdi = حمد unutanlar, yarın “خامدون” olacaklarını unutmasınlar. (Bkz. Yâsîn, 29.)
Yorumlar
Yorum Gönder