VAHYİN MÜDAHALESİ : HÂLDEN İSTİKÂMETE

VAHYİN MÜDAHALESİ : HÂLDEN İSTİKÂMETE

Vahiy, boşluğa inmez. Daima belirli bir hâle iner. Çünkü insan, hiçbir zaman yönsüz, yorumsuz ve ilişkisiz yaşamaz. Her çağın, her toplumun ve her insanın bir yönelişi, bir istikâmeti, bir hâli vardır. Vahiy, önce bu hâli muhatap alır.

Bu sebeple Vahyin ilk işi, sadece hüküm bildirmek değildir; teşhistir. İnsanlık hangi hâlde yaşamaktadır?!. Varlığı nasıl okumaktadır?!. Neyi mutlaklaştırmış, neyi gözden kaçırmıştır?!. Yönü nereye dönüktür?!. 

Vahiy önce bu mevcut fenomenolojik durumu görünür kılar.

Fakat teşhis tek başına yeterli değildir. Bunun ardından vahiy, tedavi için epistemik müdahalede bulunur. İnsanın bilgi düzenini, kavramlarını, ölçülerini ve hakikat tasavvurunu yeniden inşa eder. Çünkü yanlış istikâmet, çoğu zaman yanlış bilgi ve yanlış anlamlandırmanın ürünüdür.

Bu epistemik müdahalenin amacı ise salt daha fazla bilgi vermek değildir. Asıl hedef, hâlin dönüşmesidir. Bilgi, insanı yeni bir fenomenolojik duruma taşımalıdır. Yani insanın yönelişi değişmeli; bakışı, niyeti ve yaşayışı yeniden şekillenmelidir.

Bu dönüşümün nihâî hedefi ontolojiktir. Vahiy insana âdetâ şöyle seslenir : Yönünüzü Mutlak ve Mükemmel Kaynak’a çevirin ki, yönelişinizin ve hayatınızın sarsılmaz bir ontolojik dayanağı olsun.

Böylece Vahyin hareketi üç aşamada okunabilir :

  1. Fenomenolojik teşhis : Şu an ne hâldesiniz?!.
  2. Epistemolojik müdahale : Hakikati nasıl bilmeniz gerekir?!.
  3. Ontolojik istikâmet : Kime ve neye yönelmelisiniz?!.

Dolayısıyla Vahiy, sadece bilgi veren Metin değildir; insanın hâlini dönüştüren ilahî bir rehberdir. Onun hedefi, mevcut fenomenolojik durumu hakikate açık yeni bir hâle dönüştürmektir.

Bu nedenle Vahyi doğru anlamanın ilk şartlarından biri şudur : Vahyin indiği toplumun hâlini bilmek. İkinci şart ise bugünkü insanın hâlini doğru teşhis etmektir. Bu iki teşhis yapılmadan, Vahyin ilk muhataplarına ne söylediği de, bugün bize ne söylediği de tam olarak kavranamaz.

Çünkü Vahiy, her çağda aynı hakikati bildirirken, o çağın hâline hitap eder. Hakikat değişmez; fakat müdahale, muhatabın hâline göre gerçekleşir.

Bu yüzden bugün de temel soru şu olmalıdır : Biz şu an hangi hâldeyiz?!.

Bu sorunun ardından ikinci soru gelir : Vahiy, bizi hangi hâle çağırıyor?!.

İşte tevhîd, bu iki soru arasındaki yolculuğun adıdır.

Bilgi, insanın hayatına dokunmuyorsa, yönelişini düzeltmiyorsa ve hâlini değiştirmiyorsa, sadece zihinde biriken bir yük olmaktan öteye geçemez.

İlâhî Bilgi ise bunun tam tersidir. Vahiy, salt bilgi vermek için değil; insanı hidayete ulaştırmak için indirilmiştir. Onun amacı, insanın yanlış yönelişlerini teşhis etmek, hakikati göstermek ve onu doğru istikâmete sevk etmektir.

Bu sebeple Vahiy, teorik bir bilgi yığını değildir; yaşanan hayata yapılan ilâhî bir müdahaledir. Muhatabının hâlini dikkate alır, o hâli teşhis eder, sonra o hâle uygun bir epistemik müdahalede/tedavide bulunur. Nihayet insanı, ontolojik dayanağı sağlam olan bir istikâmete çağırır.

Vahyin başarısı, ne kadar bilgi ezberlettiğiyle değil; insanın hâlini ne kadar dönüştürdüğüyle ölçülmelidir. Çünkü bilgi, hâle dönüşmediği sürece hikmet olmaz; davranışa dönüşmediği sürece de hayatı inşa etmez.

Bu nedenle Vahyin temel hedefi, sadece insanın neyi bilmesi gerektiğini öğretmek değildir; nasıl bir insan olması gerektiğini de göstermektir.

İlâhî Bilgi, hem bu dünyanın hem de âhiretin selâmeti için indirilmiştir. Dünyayı ıslah etmeyen bir bilgi, âhirete hazırlığı da eksik bırakır. Çünkü Vahiy, insanı iki ayrı hayata değil, tek ve kesintisiz bir kulluk yolculuğuna çağırır.

Bu yüzden Kur’an’ın her hitabının arkasında şu ilâhî davet vardır : Bulunduğun hâli gör; yönünü düzelt; ontolojik dayanağını Rabbinde bul; böylece hem dünya hem de âhiret yolun istikâmet kazansın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK