KİM, KİMDİR; KİM, KİMİ DOST EDİNİR?!.
Kim, Kimdir; Kim, Kimi Dost Edinir?!.
Kur'an, insanları isimlerine, soylarına, kavimlerine, dillerine veya yaşadıkları coğrafyaya göre değil; hakikat karşısındaki duruşlarına, ahlâklarına ve fiillerine göre değerlendirir. Bir insanın adının Ali, Veli, Hasan, Hans, George veya başka bir şey olması onu tek başına ne Mü’min, ne münafık ne de kâfir yapar. Asıl belirleyici olan; hakikat karşısındaki yönelişi ve bu yönelişin hayatına nasıl yansıdığıdır.
İnsanlar birbirlerinin kalplerini bilemezler. Kalplerde olanı yalnız Allah bilir. Fakat insanlar, birbirlerini sözleri ve fiilleriyle tanırlar. Bu sebeple Kur'an’ın kullandığı Mü’min, münafık ve kâfir kavramları, görünür hâle gelen ahlâkî ve varoluşsal yönelişleri ifade eder.
A-B Modeline Göre İnsan
Bu çalışmada A, mutlak hakikati; Allah’ı, vahyi ve ontolojik gerçekliği ifade eder.
B ise insanın yaşadığı tarihî, toplumsal, ekonomik, siyasî ve psikolojik dünyadır. İnsan, B’de yaşar; fakat yönünü ya gerçek A’ya ya da B’de üretilmiş sahte A’lara çevirir.
Mü'min Kimdir?!.
Mümin, kendisini sürekli gerçek A’ya hizalamaya çalışan insandır. Ölçüsünü Allah’tan ve vahiyden alır. B'de yaşar; fakat B’yi A’nın rehberliğinde anlamlandırır ve dönüştürmeye çalışır.
Onun en belirgin özellikleri şunlardır :
• Doğru sözlüdür.
• Emanete riayet eder.
• Verdiği sözü yerine getirir.
• Ahdine vefa gösterir.
• Adâletle hükmeder.
• Merhametlidir.
• Tevazû sahibidir.
• Hakkı ayakta tutar.
• Zulme ortak olmaz.
• Islah eder, fesat çıkarmaz.
• Güven veren bir kişiliğe sahiptir.
Mü’min için dünya amaç değil, emanettir. Güç araçtır; hakikat ise ölçüdür.
Münafık Kimdir?!.
Münafık, diliyle A’ya bağlı olduğunu söyler; fakat gerçekte yönünü B'de ürettiği sahte A’lara çevirir. Makamı, serveti, ideolojiyi, kavmi, partiyi, lideri veya başka herhangi bir değeri mutlaklaştırır; sonra bunları hakikatin temsilcisi gibi sunar.
Onun en belirgin özellikleri şunlardır :
• Konuştuğunda yalan söyler.
• Söz verdiğinde sözünde durmaz.
• Kendisine emanet edildiğinde emanete hıyanet eder.
• Menfaatine göre taraf değiştirir.
• İnsanları aldatmaya çalışır.
• Güveni bozar.
• Bozgunculuğunu ıslah olarak gösterir.
• Hakikati değil, çıkarını esas alır.
Münafığın en büyük problemi, hakikati açıkça inkâr etmesi değil; sahtesini hakikat diye sunmasıdır.
Kâfir Kimdir?!.
Kâfir, gerçek A’yı örten, inkâr eden ve onun yerine B’de kendisine sahte A’lar edinen kişidir. Gücü, serveti, nefsi, ideolojiyi, teknolojiyi, devleti veya tağutu mutlaklaştırır; bunları hayatının en yüksek otoritesi hâline getirir.
Kur'an’da küfrün başlıca tezahürleri şunlardır :
• Hakkı ve hakikati örtmek veya inkâr etmek.
• Zulmetmek.
• Kibirlenmek.
• Nankörlük etmek.
• Dünyayı ve geçici menfaatleri mutlaklaştırmak.
• Malı, serveti ve gücü ilâhlaştırmak.
• Merhametsizleşmek.
• Ahde ve emanete riayet etmemek.
• Tağutu desteklemek ve onun safında yer almak.
Kâfir için güç haktan önce gelir; çıkar adâletin önüne geçer.
Kim, Kimi Dost Edinir?!.
Kur'an'da "dost" olarak çevrilen velî, sıradan arkadaşlık değildir. Velî; güvenilen, sır paylaşılan, yanında saf tutulan, himayesine girilen, değerleri benimsenen ve gerektiğinde uğruna fedakârlık yapılan kişi, kurum veya sistemdir. Velâyet, bir sadakat ve yöneliş ilişkisidir.
Bireysel hayatta bunun adı dostluk; toplumsal hayatta dayanışma; devletler hukukunda ise müttefikliktir.
İnsan, kimi seviyorsa zamanla ona benzer. Kimin değerlerini benimsiyorsa onun gibi düşünmeye ve yaşamaya başlar. Dostluk, sadece duygusal bir yakınlık değil; aynı zamanda ahlâkî, fikrî ve siyasî bir tercihtir.
Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyurur : “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp kâfirleri velî (dost) edinmeyin. Allah’a kendi aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?!.” (Nisâ 4/144)
Bu âyet, insanlara adâletle davranmayı, antlaşmalar yapmayı, ticaret yapmayı veya barış içinde yaşamayı yasaklamaz. Yasaklanan; küfrü, zulmü ve kibri temsil eden kişi, kurum veya sistemleri güven, sadakat ve yöneliş merkezi hâline getirmektir.
Mü’min, dostluğunu hakikat ve adâlet üzerine kurar.
Münafık, dostluğunu menfaati üzerine kurar.
Kâfir ise dostluğunu güç ve tahakküm üzerine kurar.
Sonuç olarak Kur'an’ın insana yönelttiği iki temel soru vardır : Sen kimsin?!.
Bu sorunun cevabını adın değil; yönelişin, ahlâkın ve fiillerin verir : Kimi dost ediniyorsun?!.
Bu sorunun cevabını yine sadakatin, bağlılığın ve hangi değerlerin safında yer aldığın verir.
Çünkü insan, sonunda sevdiğine ve dostuna benzer; velî edindiğinin değerlerini benimser ve onun istikâmetinde yürür.
Mü’min, yönünü gerçek A’ya çevirir.
Münafık, B’de ürettiği sahte A’ları gerçek A gibi sunar.
Kâfir ise gerçek A’yı örter; onun yerine B’de ürettiği sahte A’ları ikâme eder.
İman, küfür ve nifak; önce bir yöneliş, sonra bir ahlâk, ardından bir hayat tarzı ve nihayet bir medeniyet üretir.
Bu sebeple Kur'an’ın insan tasnifi isimler üzerinden değil; yöneliş, fiil, ahlâk ve velâyet üzerinden yapılır.
Yorumlar
Yorum Gönder