URVETÜ’L VÜSKÂ VE YÖN
URVETÜ’L VÜSKÂ VE YÖN
İnsan Neyle Tutunur, Neye Doğru Yönelir?!.
İnsan, yalnızca hareket eden bir varlık değildir; aynı zamanda yönelen bir varlıktır. Her insan bir yere, bir değere, bir merkeze doğru yönelir. Bazen bunun farkındadır, bazen değildir. Fakat insan hiçbir zaman bütünüyle yönsüz değildir. Bir şeyi mutlaklaştırdığı anda, onu kendi hayatının merkezi hâline getirir.
Bu yüzden asıl soru şudur : İnsan nereye yöneliyor değil; hangi merkeze göre yöneliyor?!.
Çünkü her yöneliş bir merkeze dayanır. Her tercih, görünür veya görünmez bir kıbleye sahiptir.
Kur'an’ın tevhîd çağrısı tam da burada başlar : Lâ ilâhe illAllah.
Bu ifade önce bir reddediştir : Lâ...
Yani :
• Mutlaklaştırılmış hiçbir güç,
• Kendini son amaç hâline getiren hiçbir makam,
• İnsan üzerinde nihâî hâkimiyet iddiasındaki hiçbir otorite,
• Paranın, şöhretin, statünün, nefsin ve arzuların oluşturduğu hiçbir sahte merkez insanın gerçek tutanağı olamaz.
Fakat tevhîd sadece reddetmek değildir. “Lâ” insanı boşluğa bırakmaz. Çünkü ardından “illâ” gelir : Ancak Allah.
İşte bu, insanın tutunacağı sağlam merkezdir.
Kur'an bu hakikati “Urvetü’l Vüskâ” yani “kopması olmayan en sağlam kulp” olarak ifade eder : “Kim tâğutu inkâr edip Allah'a iman ederse, kopması olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur.” (Bakara 2/256)
Burada dikkate değer olan şudur : Önce kopuş vardır, sonra tutunuş.
İnsan önce çürük dayanaklardan ayrılır; sonra sağlam kula tutunur. Çünkü sağlam olmayan bir şeye tutunmak, tutunmak değil, gecikmiş bir düşüştür.
Sözün Kıblesi
İnsan sadece eliyle değil, sözüyle de tutunur.
Her söz bir yöneliştir.
Birine verilen söz, bir ahittir. Fakat bütün ahitlerin üzerinde daha temel bir ahit vardır : İlk Mîsak.
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?!.”
“Belâ = Evet.”
İnsanın bütün sözlerinin kıblesi bu ilk sözdür.
Sonraki bütün sözler bu merkeze göre değerlendirilir. Çünkü insanın söz verdiği her kişinin de Rabbi Allah’tır.
Bu nedenle Allah’a/Allah’ın dinine/emrine aykırı bir söz, ne kadar güçlü görünürse görünsün, sağlam bir tutanak değildir.
Hak söz, İlk Söze yönelen sözdür.
Coğrafî Yön ve Ontolojik Yön
İnsan kıbleye döner. Fakat Allah bir coğrafyaya sığmaz.
“Doğu da Batı da Allah’ındır.”
Kıble, Allah’ın bulunduğu yön değildir; insanın kendisini Allah’a göre konumlandırdığı yöndür.
Coğrafî yön, bedenin yönüdür.
Ontolojik yön ise varlığın yönüdür.
İnsan doğuya da batıya da gidebilir. Fakat bütün yönleri anlamlı kılan, hangi merkezden hareket ettiğidir.
Bir insan bir yerden her yere gidebilir. Fakat merkezi yoksa, her hareket savrulmaya dönüşebilir.
Çünkü mesele hareket etmek değil; doğru merkeze göre hareket etmektir.
Epistemoloji ve Fenomenoloji : Söz ve Fiil
Doğru ontoloji, doğru yönü belirler.
Doğru yön, doğru sözü doğurur.
Doğru söz, doğru davranışa dönüşür.
Bu yüzden :
• Ontoloji, merkezin kendisidir.
• Epistemoloji, merkezin bilgisi ve sözüdür.
• Fenomenoloji, merkezin hayattaki görünüşüdür.
İnsan “evet” diyebilir; fakat hayatıyla “hayır” yaşayabilir.
İnsan “hayır” diyebilir; fakat sonunda hayatıyla “evet” diyebilir.
Belirleyici olan sadece ilk söz değil, hangi merkeze yönelindiğidir.
Sağlam Kulpa Tutunmak
Urvetü’l Vüskâ, insanın dünyadan kaçması değildir.
Tam tersine, dünyaya doğru merkezden bakabilmesidir.
Allah’a tutunan insan :
• Parayı inkâr etmez; parayı ilâhlaştırmaz,
• Makamı reddetmez; makamı kulluğun önüne geçirmez,
• İnsanı küçümsemez; insanı mutlaklaştırmaz.
Çünkü tevhîd, her şeyi yerli yerine koymaktır.
Sağlam kulp, insanı hayattan koparmaz; insanı yanlış bağlardan kurtarır.
Sonuçta : Lâ ilâhe illAllah, insanın yönünü kaybetmesi değil; yanlış yönlerden kurtulup doğru merkeze dönmesidir.
Çünkü insanın gerçek özgürlüğü, hiçbir şeye bağlı olmamak değil; kendisini taşıyabilecek tek sağlam merkeze bağlanmaktır.
Ve o sağlam kulp : Urvetü’l Vüskâ : Allah’a bağlanan kopmaz bağdır.
Yorumlar
Yorum Gönder