KUL, KULLANILIR

Kul, Kullanılır. 

İnsan, kullanılmaktan bütünüyle kurtulamaz. Fakat kul olmak ile kul edilmek aynı şey değildir.

Kul olmak, insanın ontolojik durumudur. İnsan mutlak anlamda bağımsız değildir. Hayatı boyunca bir amaca hizmet eder; bir hakikate, bir değere, bir iradeye veya bir güce yönelir.

Kul edilmek ise bambaşka bir şeydir. Bu, insanın başka insanlar, ideolojiler, kurumlar, sermaye, piyasa, teknoloji, medya, nefis veya arzular tarafından araç hâline getirilmesidir. Burada insan artık özne değil; başkalarının amaçlarına hizmet eden bir nesnedir.

Kullanmak” denildiğinde aklımıza önce eşya gelir. Kalemi kullanırız, telefonu kullanırız, bilgisayarı kullanırız. Oysa modern dünyanın en büyük körlüklerinden biri, sadece eşyayı kullandığımızı zannetmemiz; insanın da insanı kullandığını, hatta çoğu zaman bizim de kullanılmakta olduğumuzu göremeyişimizdir.

Hayatın hemen her alanı görünür ve görünmez kullanma ilişkileriyle örülüdür. İşçi patron tarafından, patron sermaye tarafından; siyasetçi iktidar tarafından, seçmen propaganda tarafından; tüketici reklam tarafından; kullanıcı dijital platformlar tarafından kullanılmaktadır. Dostluklar, sevgiler, bilgiler ve inançlar bile zaman zaman çıkar ilişkilerinin aracına dönüşebilmektedir.

Modern insan, kullandığını zannederken çoğu zaman kullanılmaktadır.

Marx’ın kapitalizm eleştirisinin merkezinde de bu problem vardır. Meta, yalnızca üretilmiş bir eşya değildir; insan emeğinin yabancılaşmış biçimidir. Meta fetişizmi eşyayı yüceltirken insanı görünmez hâle getirir. Emek metalaşır; insan şeyleşir. Tüketim kültürü ise bu süreci daha da derinleştirerek yalnızca malları değil; zamanı, dikkati, bedeni, kimliği ve duyguları da tüketim nesnesine dönüştürür.

Böylece insan, hem kullanan hem kullanılan; hem tüketen hem tüketilen bir varlık hâline gelir.

Efendi-köle diyalektiği de bu tarihsel gerçeğin farklı bir görünümüdür. Dün efendi olan bugün köle; bugün köle olan yarın efendi olabilir. Roller değişir; fakat insanın insanı kullanması çoğu zaman değişmez. Kapitalizm ile sosyalizm arasındaki tarihsel mücadele de büyük ölçüde bu tahakküm ilişkisinin farklı biçimleridir. Taraflar değişir; fakat insanın insanı araçsallaştırması devam eder.

İşte tam burada belirleyici soru ortaya çıkar : İnsan, kullanılmaktan kurtulamıyorsa, kendisini kimin kullanmasına izin verecektir?!. Hangi kullanım onu tüketir; hangisi onu inşâ eder?!. Hangisi onu köleleştirir; hangisi özgürleştirir?!.

Belki de bütün dinlerin, ideolojilerin, ekonomik sistemlerin ve medeniyet tasavvurlarının ayrıldığı nokta, tam da burasıdır.

Kur'ân’ın cevabı, insanlık tarihinde benzersizdir. İnsanı, insanın kulluğundan kurtararak yalnızca Allah’a kul olmaya çağırır. Çünkü Allah’a kulluk, yeni bir kölelik değil; insanı bütün sahte efendilerden özgürleştiren tek kulluktur.

İnsan, kullanılmaktan kaçamaz; fakat kul edilmekten kurtulabilir. İşte bunun yolu, yalnızca Mutlak Varlığa kulluktur.

Peki, Allah kulunu nasıl kullanır?!.

Allah kulunu, başkalarını kul etmek için değil; onları özgürleştirmek için kullanır.

Allah kulunu, kendisi adına şöhret, servet ve iktidar toplasın diye değil; hakkı tebliğ etsin diye kullanır.

Allah kulunu, sonuçların sahibi olsun diye değil; görevin emanetçisi olsun diye kullanır.

Bu yüzden Allah’ın kullandığı kul şöyle der :

“Ben sadece tebliğ ediyorum.”

“Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum.”

“Başarı ancak Allah’tandır.”

İşte ubûdiyet, insanın kendisini merkeze koymaktan vazgeçip, Mutlak Varlığın muradına hizmet etmeye razı olmasıdır.

Bu yüzden asıl mesele, kul olup olmamak değildir.

Asıl mesele şudur : Kendisini kimin kullanmasına izin verecektir?!.

Çünkü bu soruya verilecek cevap, yalnızca insanın inancını değil; ahlâkını, özgürlüğünü, medeniyetini ve nihayet kaderini de belirleyecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK