A-B İLİŞKİSİ, BİSMİLLAH VE TEVHÎD
A-B İlişkisi, Bismillah ve Tevhîd
A, B’yi yaratır ve yaşatır; hayat verir ve hayatta tutar. Bu, bütün insanlar için değişmeyen ontolojik hakikattir. Hiçbir varlık, A’nın sürekli yaratması ve yaşatması olmaksızın bir an bile varlığını sürdüremez.
Fakat A’nın B ile ilişkisinin bir de yönelişe bağlı boyutu vardır. Ontolojik rahmet herkesi kuşatır; fakat hidayet, nusret, inşirah ve ilâhî yardım, B’nin yönelişiyle irtibatlı olarak tecellî eder. Bu sebeple A’nın Mü’minle ilişkisi, Mü’mincedir. Çünkü A, el-Mü’min’dir; emniyet veren, güven veren ve verdiği güveni boşa çıkarmayandır.
Bu hakikatin ilk kapısı, ilk emirle açılır : “İkra' bismi Rabbikellezî halak.” “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (96/1.)
“Bismillah”, yalnızca bir işe Allah’ın adıyla başlamak değildir. O, okumanın yönünü belirleyen ilkedir. Eşyayı, olayları ve hayatı Allah’ın gösterdiği istikâmette okumaktır.
İnsan bu okumayı korur ve istikametini bozmazsa, okuması zamanla Allah’ın hidayeti ve beyanı altında derinleşmeye başlar.
“Senukriuke felâ tensâ.” “Biz sana okutacağız; artık unutmayacaksın.” (86/6.)
Ve ardından : “Fe izâ kara'nâhu fettebi' kur'âneh. Sümme inne aleynâ beyâneh.” “Biz onu okuduğumuz zaman sen onun okuyuşuna uy. Sonra onu açıklamak da bize aittir.” (75/18-19.)
Burada okuyan yine insandır; fakat onun okumasına yön veren, onu destekleyen ve ona hakikati açan Allah’tır. İnsan okumaya devam eder; Allah ise hidayetiyle, beyanıyla ve rahmetiyle o okumayı olgunlaştırır.
Bu hakikat yalnızca okumaya mahsus değildir.
İnsan Allah için verirse, Allah verdiğine bereket ihsan eder.
İnsan Allah için severse, Allah sevgisini genişletir ve derinleştirir.
İnsan Allah için çalışırsa, Allah ona güç, kuvvet ve kolaylık lütfeder.
İnsan Allah için yürürse, Allah yolunu kolaylaştırır.
Kısacası, kul samimiyetle Bismillah der ve istikâmetini korursa; Allah da o kulun işine tevfikini, yardımını ve bereketini ihsan eder.
Bismillah’sız yapılan iş ise insanı giderek kendi dar imkânlarına mahkûm eder. İnsan kendi nefsinin sınırları içinde kalır; yönünü şaşırır; yaptığı iş parçalanır ve hikmetten uzaklaşır.
Bu sebeple Bismillah, yalnızca bir başlangıç cümlesi değildir. O, bütün fiilleri tevhîd eden ilkedir. Hayatı tek bir merkeze bağlar; parçalanmış eylemleri aynı istikâmette toplar.
Buradan emanet meselesine geçebiliriz.
İnsan güvendiği kimseye malını, sırrını ve en kıymetli varlıklarını emanet eder. Güven arttıkça emanet de artar.
Allah da insana başta hayat olmak üzere pek çok nimeti emanet etmiştir. İnsan bu emanetlere sadakat gösterdikçe, Rabbine güvenip O’nun gösterdiği istikâmette yürüdükçe, Allah dilerse ona daha büyük sorumluluklar, daha geniş imkânlar ve yeni lütuflar ihsan eder. Bu, kulun Allah üzerinde bir hakkı olduğu için değil; Allah’ın rahmeti, hikmeti ve lütfu gereğidir.
A’nın B ile ilişkisi hiçbir zaman kesilmez; çünkü yaratma ve yaşatma daima devam eder. Fakat B’nin A’ya bilinçli yönelişi derinleştikçe, aynı ontolojik hakikat kulun hayatında hidayet, hikmet, inşirah, emniyet ve bereket olarak görünmeye başlar.
İşte Bismillah’ın hakikati de budur : Hayatı Allah’ın adıyla başlatmak değil yalnızca; hayatın tamamını Allah’ın gösterdiği istikâmet üzere yaşayabilmektir. Çünkü Bismillah, bütün fiilleri tevhîd eden yönelişin adıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder