PATRON KİM?!.
PATRON KİM?!.
Tevhîd Fenomenolojisi Açısından A ve B'nin Mücadelesi
İnsanlık tarihinin en temel sorularından biri şudur : Patron kim?!.
Bu soru çoğu zaman siyaset, ekonomi veya askerî güç üzerinden sorulur. Oysa bunlar yalnızca görünen katmandır. Asıl soru şudur:
İnsanın yöneliş alanında son sözü kim söylüyor?!.
Bu soruya cevap verebilmek için önce iki alanı birbirinden ayırmak gerekir.
Birincisi A alanıdır. Yani ontolojik hakikat alanı.
İkincisi B alanıdır ve bu alan çook küçüktür. Yani insanın yaşadığı, algıladığı, yorumladığı ve seçim yaptığı fenomenolojik alan.
Bu ayrım yapılmadığında, Tevhîd ile şirk aynı düzlemde tartışılmaya başlanır ve mesele içinden çıkılmaz hâle gelir.
A’da Patron Bellidir
Ontolojide başka ilâh yoktur.
Allah'ın karşısında ikinci bir ilâh hiçbir zaman olmamıştır.
Dolayısıyla A’da :
• Güç mücadelesi de yoktur.
• Panteon da yoktur.
• Patronluk yarışı da yoktur.
Çünkü hakikat tektir.
Tevhîd, A’nın yapısıdır.
Bu sebeple “Lâ ilâhe illAllah”, Allah’a yeni bir hakikat bildirme cümlesi değildir. Allah zaten Birdir.
Peki Kur'an Neden Sürekli “Lâ İlâhe İllâllah” Der?!.
Çünkü sorun A’da değil, B’dedir.
İnsan, yaşadığı fenomenolojik dünyada, gerçekte var olmayan fakat kendisine son otorite gibi görünen itibarî ilâhlar üretir.
• Para...
• İktidar...
• Devlet...
• Sermaye...
• Teknoloji...
• İdeoloji...
• Nefis...
• Şöhret...
• Statü...
Bunların hiçbiri ontolojik anlamda ilâh değildir. Fakat insan onlara ilâhlık payesi verebilir.
İşte şirk burada ortaya çıkar.
Şirk, ontolojide değil; fenomenolojidedir.
Allah’ın karşısında gerçekten başka ilâhlar yoktur. Fakat insanın dünyasında sahte ilâhlar vardır.
B’deki Panteon
İnsanın kurduğu dünya, hakikatin değil; çoğu zaman itibarların dünyasıdır.
Burada birçok “patron” vardır.
Daha doğrusu patronluk taslayan birçok güç merkezi vardır.
Bunlar kendi aralarında sürekli çatışırlar.
• Ekonomi siyasetle...
• Siyaset teknolojiyle...
• Teknoloji sermayeyle...
• İdeolojiler birbirleriyle...
• Devletler devletlerle...
• Şirketler şirketlerle...
Bu yüzden insanlık tarihi büyük ölçüde bu itibarî ilâhların çatışmasının tarihidir.
Bu panteon ontolojik değil, fenomenolojiktir.
Bütün Mücadele Neden İnsanın Yönelişi Üzerinedir?!
Çünkü insan, yönelen bir varlıktır.
İnsan kime yönelirse, hayatını onun etrafında kurar.
• Ekonomisini...
• Siyasetini...
• Ahlâkını...
• Hukukunu...
• Medeniyetini...
Bu nedenle modern çağın en büyük orduları yalnız askerî ordular değildir.
• Eğitim orduları...
• Medya orduları...
• Finans orduları...
• Kültür orduları...
• Dijital platformlar...
• Algoritmalar...
Hepsi insanın yöneliş alanında faaliyet gösterir. Çünkü yönelişi belirleyen, geleceği belirler.
Vahyin Görevi
Vahiy, A’yı değiştirmeye gelmez.
A zaten Tevhîd’dir.
Vahyin görevi, B’yi A’ya yeniden hizalamaktır.
İşte “Lâ ilâhe illAllah”ın anlamı budur.
Allah, insanın ürettiği her sahte ilâha tek tek “Lâ” der. Sonra insanı yeniden hakiki merkeze çağırır : “…illAllah.”
Bu sebeple Kelime-i Tevhîd, yalnızca bir inanç cümlesi değildir.
Aynı zamanda insanın fenomenolojik dünyasını yeniden inşa eden bir özgürleşme cümlesidir.
Sonuç
Bütün mesele bu soruda düğümlenir : Patron kim?!.
Ontolojide cevap bellidir : Allah.
Fenomenolojide ise cevap her insan için yeniden verilir.
İnsan ya Allah’ı nihâî otorite kabul eder ya da kendisine itibarî ilâhlar üretir.
İşte şirk budur.
Tevhîd ise, A’da zaten mevcut olan hakikatin B’de yeniden kabul edilmesi, yönelişin yeniden hakiki merkezine dönmesidir.
Bu nedenle Kur'an’ın çağrısı, yeni bir Tanrı arayışı değildir.
İnsanın, zaten var olan hakikate yeniden yönelmesidir.
Ve belki de insanlık tarihinin en büyük muhasebesi, bir gün hep birlikte şu duayı samimiyetle edebilmektir : “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ...”
Çünkü insanın kendine yaptığı en büyük zulüm, Allah’ın karşısına başka bir ilâh koyması değildir; A’da var olmayan ilâhları, B’de gerçek sanmasıdır.
“Lâ ilâhe illAllah.”
Yorumlar
Yorum Gönder