KAPANMANIN FENOMENOLOJİSİ

Kapanmanın Fenomenolojisi : Düven, Volta ve Ufku A’ya Açık Yolcu

İnsan, yalnızca düşünen bir varlık değildir; aynı zamanda hakikate açılabilen veya hakikate kapanabilen bir varlıktır. Bu nedenle insanı anlamanın yolu, sadece ne düşündüğünü değil, hangi ufka açık olduğunu araştırmaktan geçer.

İnsan fizikî dünyayı beş duyusuyla algılar. Fakat insan bundan ibaret değildir. Vicdanı, niyeti, sezgisi, tefekkürü ve anlam arayışı da onun varoluşunun ayrılmaz parçalarıdır. İnsan hem dış dünyaya hem de kendi iç dünyasına açılan bir varlıktır. Hakikat, bu iki açıklığın birlikte işlemesiyle görünmeye başlar.

Fakat insanın açıklığı kadar kapanma biçimleri de vardır. Ve her kapanma aynı değildir.

İlk kapanma, düven öküzünün kapanmasıdır.

Düven öküzü sabah akşam yürür. Yorulur, emek verir, hareket eder. Fakat hiçbir yere gitmez. Çünkü yürüdüğü yol, kendi seçtiği bir yol değildir. Hep aynı dairenin içinde döner. Daha da önemlisi, döndüğünü bile bilmez. Hareketi vardır; fakat istikâmeti yoktur.

Bu, içerden kapanmanın fenomenidir.

İnsan bazen kendi ürettiği kavramların, teorilerin, ideolojilerin ve yorumların içinde yaşamaya başlar. Bir düşünce başka bir düşünceyi, bir yorum başka bir yorumu, bir algoritma başka bir algoritmayı referans verir. Sonunda referans zinciri kendi üzerine kapanır. B, yalnızca B’yi üretmeye başlar.

Böyle bir durumda bilgi artabilir; fakat hikmet artmayabilir. Veri çoğalabilir; fakat hakikate yaklaşılmayabilir. Hareket vardır; fakat yol yoktur.

İkinci kapanma ise volta atan mahkûmun kapanmasıdır.

Mahkûm yürüdüğünü bilir. Aynı koridorda gidip geldiğinin de farkındadır. Fakat dışarı çıkamaz. Burada bilinç vardır; fakat imkân yoktur. Sorun içeride değil, dışarıdadır. İnsan, kuşatıldığını bilir; fakat kuşatmayı aşacak güce sahip değildir.

Bu, dışardan kapanmanın fenomenidir.

Demek ki kapanmanın da türleri vardır.

Bazen insan içeriden kapanır ve bunu fark etmez.

Bazen dışarıdan kuşatılır ve bunun farkındadır.

Çağımızın dijital dünyası ve özellikle yapay zekâ, bu iki kapanma biçimini yeni bir düzeye taşıma potansiyeline sahiptir. Çünkü ilk defa insan, büyük ölçüde kendi ürettiği fenomenlerin içinde yaşamaya başlamaktadır. Yapay zekâ, insanlığın ürettiği metinleri, imgeleri, yorumları ve örüntüleri yeniden işler; sonra bunları tekrar insana sunar. İnsan da bunları yeniden üretir. Böylece B, giderek daha çok B’yi besler.

Buradaki tehlike teknolojinin kendisi değildir. Tehlike, epistemik kapanmadır.

İnsan, hareket ettiğini zanneder; fakat aslında aynı bilgi/veri harmanının içinde dönüyor olabilir.

• Çok okuyor olabilir.

• Çok araştırıyor olabilir.

• Çok düşünüyor olabilir.

• Çok soru soruyor olabilir.

Fakat bütün bunlar aynı kapalı çevrim içinde gerçekleşiyorsa, hakikate doğru bir mesafe alınmış olmayabilir.

Bu durum, bir bilgi krizinden çok bir ontolojik şaşkınlıktır. Çünkü sorun, cevapların azlığı değil; nihai referansın kaybolmasıdır. Hiçbir teori mutlak değildir. Hiçbir paradigma kusursuz değildir. Hiçbir yorum nihai değildir. İnsan ürünü olan her şey sınırlıdır. Sınırlı olanın yalnızca başka sınırlıları referans vermesi, sonunda kapalı bir bilgi evreni üretir.

İşte burada üçüncü fenomen ortaya çıkar:

Ufku A’ya açık yolcu.

İnsanın asıl hâli ne düven öküzü olmaktır ne de volta atan mahkûm. İnsanın asıl hâli yolcu olmaktır.

Yolcu, yürümek için yürümez; hakikati aradığı için yürür. Onun yürüyüşünü anlamlı kılan şey mesafe değil, istikâmettir. O, yalnızca dış dünyada yol almaz; aynı zamanda iç dünyasını da hakikate açar. Dış dünyayı bir tüketim alanı değil, okunacak âyetler olarak görür. İç dünyasını ise arzuların ve korkuların gürültüsüne terk etmez; vicdanın ve tefekkürün açıklığında diri tutmaya çalışır.

İşte tevhîd, bu çift yönlü açıklığın adıdır.

Tevhîd, insanı kendi üzerine kapanan bilgi döngüsünden kurtarır. Çünkü nihâî referansı insanın ürettiği yorumlarda değil, hakikatin kendisinde arar. Böylece insan, düvenin dairesinden de voltanın dar koridorundan da çıkabilecek bir ufka kavuşur.

Bu nedenle tevhîd fenomenolojisinin temel sorusu şudur : Gördüğümüz şey nedir, sorusundan önce, gördüğümüz şey hangi hakikate, neye işaret etmektedir?!.

Hakikate giden yol, daha fazla hareket etmekle değil; doğru istikâmete yönelmekle açılır.

Yolculuk, kilometreler kat etmek değildir.

Yolculuk, hakikate doğru yön değiştirmektir.

Ufku açık yolcu, işte bu yüzden yürür. Çünkü onun yürüyüşü bir dairenin içinde dönmek değil, hakikate doğru açılmaktır.

İhdinâ’s Sırât-al Müstakîm. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK