TEVHÎD FENOMENOLOJİSİ

TEVHÎD FENOMENOLOJİSİ : MODERN BİLİMİN ÇIKMAZI VE İÇİNE KAPANAN DÜNYA

Giriş : Bilgi Çağında Anlam Krizi

Modern çağın temel problemi cehalet değildir; anlamın kaybıdır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar bilgi üretilmemiş, veri toplanmamış ve teknik başarı elde edilmemiştir. Buna rağmen modern insan, belki de tarihin en derin varoluşsal yalnızlığını yaşamaktadır. Bilginin çoğalması, anlamı çoğaltmamış; aksine, çoğu zaman onu görünmez hâle getirmiştir.

Bu durum, bilginin miktarından değil, bilginin yöneliminden kaynaklanmaktadır. Modern bilim, fenomenleri büyük bir başarıyla tasvir etmiş; fakat fenomenlerin işaret ettiği ontolojik ufku metodolojik olarak dışarıda bırakmıştır. Böylece insan, işaret levhalarını inceleyen fakat levhaların gösterdiği menzile gitmeyen bir yolcuya dönüşmüştür.

Tevhîd fenomenolojisinin temel iddiası tam da burada başlar: Fenomen, kendisinde son bulan bir nesne değil; hakikate açılan bir âyettir.

Kapalı Devre Evren ve İmmanentizmin Yükselişi

Modern bilim, özellikle pozitivist yorumuyla birlikte, evreni kendi içine kapanan bir sistem olarak okumaya başlamıştır. Nedensellik zinciri kendi içinde tamamlanmakta; açıklama, yalnızca fenomenlerin birbirine bağlanmasıyla yeterli görülmektedir.

Bu yöntem, teknik başarı bakımından son derece verimlidir. Ancak yöntemin başarısı zamanla ontolojik bir iddiaya dönüşmüştür. Ölçülemeyen, deneyle doğrulanamayan veya laboratuvar ortamına taşınamayan her şey bilgi alanının dışına itilmiştir.

Böylece metafizik reddedilmemiş gibi görünse bile fiilen işlevsiz hâle gelmiştir.

Artık yağmur yalnızca atmosfer olayına, şifa yalnızca biyokimyasal süreçlere, ölüm yalnızca biyolojik sona indirgenmektedir.

Oysa tevhîd perspektifinde bunların hiçbiri yalnızca kendisi değildir.

Hepsi aynı zamanda birer âyettir.

Fenomenlerin Sessiz Dili

Tevhîd fenomenolojisi, fenomenleri inkâr etmez. Tam tersine, onları büyük bir dikkatle okur. Çünkü fenomen, hakikatin görünüş biçimidir.

Yağmur gerçekten meteorolojinin konusudur.

Şifa gerçekten tıbbın konusudur.

Yıldızlar gerçekten astronominin konusudur.

Fakat bunların tamamı aynı zamanda varlığın konuşma biçimleridir.

Bilim “nasıl” sorusuna cevap verir.

Tevhîd ise “bu nasıl, bu neyin işaretidir?” sorusunu sorar.

İşte fenomenoloji tam bu eşikte doğar.

Fenomen yalnızca görünen değildir. Görünen üzerinden görünmeyene açılan kapıdır.

Hz. İbrahim’in Ontolojik Okuması

Hz. İbrahim’in Şuarâ Sûresinde dile getirdiği ifadeler, tevhid fenomenolojisinin en güçlü örneklerinden biridir.

“Yediren O’dur.”

“İçiren O’dur.”

“Hastalandığımda Bana şifa veren O’dur.”

“Öldürecek olan da O’dur.”

“Diriltecek olan da O’dur.”

• Burada yağmur inkâr edilmez.

• Doktor reddedilmez.

• Toprak küçümsenmez.

• İnsan iradesi yok sayılmaz.

Fakat bunların hiçbiri ontolojik merkez hâline getirilmez.

Sebepler vardır; fakat sebepler bağımsız değildir.

Varlık çok görünür ama Hakikat tektir.

Tevhîd, tam da bu birlik idrakidir.

Kierkegaard ve Sıçrayamayan Akıl

Modern akıl, kesinlik arayışını en yüksek erdem kabul etmiştir.

Bu nedenle yalnızca ölçülebilene güvenmektedir.

Fakat insan hayatının en belirleyici kararları, hiçbir zaman tam kesinlik içinde verilmez.

• Sevmek...

• Güvenmek...

• Fedakârlık yapmak...

• Adâlet uğruna bedel ödemek...

Hiçbiri matematiksel ispatla gerçekleşmez.

Kierkegaard’ın “iman sıçraması” dediği şey, aklın terk edilmesi değildir. Aklın sınırını fark etmesidir. Çünkü uçurumun kenarına kadar akıl getirir.

Karşı kıyıya ise güven geçer.

Pozitivist yöntem bu sıçramayı yapamaz. Çünkü onun görevi sıçramak değildir.

Fakat insan yalnızca bilim yapan bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.

Parçalanan Bilgi, Parçalanan İnsan

Bilim ilerledikçe uzmanlık arttı.

Uzmanlık arttıkça disiplinler birbirinden uzaklaştı.

Fizik kendi dilini, biyoloji kendi dilini, psikoloji kendi dilini, ekonomi kendi dilini kurdu.

Bilgi büyüdü, fakat insan küçüldü.

Çünkü parçaların toplamı, bütünü kendiliğinden oluşturmaz.

Bugünün insanı bedenini ayrı, ruhunu ayrı, ekonomisini ayrı, ahlâkını ayrı, inancını ayrı değerlendirmektedir.

Bu epistemik parçalanma, zamanla ontolojik bir parçalanmaya dönüşmektedir.

İnsan artık kendi içinde de bölünmüştür.

Tevhîd Fenomenolojisinin Teklifi

Tevhîd fenomenolojisi, bilime alternatif üretmez.

Bilimin yerine geçmeye çalışmaz.

Bilimin gösterdiği fenomenleri inkâr etmez.

Tam tersine onları daha dikkatli okumayı teklif eder. Çünkü her fenomen, hakikatin görünür yüzüdür.

• Bilim fenomeni açıklar.

• Tevhîd fenomeni anlamlandırır.

• Bilim sebebi araştırır.

• Tevhîd sebebin ontolojik kaynağını gösterir.

• Bilim ölçer.

• Tevhid yön verir.

• Bilim hesap yapar.

• Tevhîd hesap veren bir varlık olduğumuzu hatırlatır.

Dolayısıyla çatışma, bilim ile din arasında değildir.

Asıl çatışma, fenomeni son durak sayan zihniyet ile fenomeni bir âyet olarak okuyan idrak arasındadır.

Sonuç : Âyeti Yeniden Okumak

İnsanlığın bugün ihtiyaç duyduğu şey, bilimden vazgeçmek değildir.

Bilimi, hakikatin tek dili olmaktan çıkarmaktır. Çünkü varlık yalnızca ölçülemez.

Varlık aynı zamanda okunur.

Ve okunması gereken ilk şey, fenomenlerin kendisi değil; onların işaret ettiği ontolojik hakikattir.

Tevhîd fenomenolojisi tam da bunu teklif eder.

• Fenomeni küçümseme.

• Onu mutlaklaştırma da.

• Oku.

Çünkü her hakîkî fenomen bir âyettir.

Ve her âyet, kendisini değil, Rabbini gösterir.

İnsan, fenomenlerde oyalanmayı bıraktığında; onları aşkın hakikatin dili olarak okumaya başladığında, bilgi yeniden hikmete, akıl yeniden basîrete, dünya yeniden mânâya kavuşacaktır.

İşte tevhîd fenomenolojisinin nihâî iddiası budur : Varlık, suskun bir madde yığını değil; okunmayı bekleyen ilâhî bir hitaptır, kitaptır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK