DÜNYANIN DÜZENİ
Uluslararası Kuruluşlar Açısından Dünyanın Düzeni : Teşhis, Tedavi ve Güç Ahlâkı
Teşhis
Bugünkü uluslararası düzen, tek merkezli bir yapı değildir. Hukuk, siyaset, ekonomi ve askerî güç farklı kurumlara dağılmıştır. Bu nedenle küresel sistem, tam anlamıyla bütünleşmiş bir yönetim değil; farklı güç merkezlerinin bir arada bulunduğu karmaşık bir düzendir.
1. Hukuk ve Meşrûiyet Merkezi : United Nations = BM.
BM, uluslararası hukukun ve evrensel meşrûiyet iddiasının en önemli kurumsal temsilcisidir. Ancak karar alma mekanizmalarındaki yapısal sorunlar ve özellikle United Nations Security Council = Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işleyişi, bu meşrûiyetin her zaman etkili bir yaptırıma dönüşmesini engelleyebilmektedir.
2. Askerî Güç Merkezi : North Atlantic Treaty Organization = NATO
NATO, dünyanın en güçlü askerî ittifakıdır. Fiilî askerî kapasite, teknoloji, lojistik ve caydırıcılık bakımından küresel güvenlik üzerinde büyük etkiye sahiptir. Ancak bu güç, evrensel değil; üye devletlerin ortak iradesine dayanan bölgesel bir ittifaktır.
3. Ekonomik Güç Merkezleri
Küresel ekonomi tek bir kurum tarafından yönetilmez. International Monetary Fund = IMF, World Bank = Dünya Bankası ve World Trade Organization = Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, büyük ekonomilerle birlikte uluslararası ekonomik düzeni şekillendirmektedir.
4. Siyasi Güç
Uluslararası sistemde siyasî kararlar yalnızca uluslararası kuruluşlar tarafından değil; büyük devletlerin ve şirketlerin diplomatik, askerî ve ekonomik etkileriyle de belirlenmektedir.
Ortaya Çıkan Tablo
Bugünkü dünya düzeninde hukuk bir kurumda, askerî güç başka bir yapıda, ekonomik güç farklı merkezlerde, siyasî etki ise büyük ölçüde güç dengelerinde bulunmaktadır.
Dolayısıyla küresel düzende meşrûiyet, yaptırım ve güç aynı elde toplanmamıştır. Hukukun etkili olabilmesi için yaptırım gücüne; gücün meşru olabilmesi için hukuka ihtiyaç vardır. Bu ikisi arasındaki mesafe büyüdükçe uluslararası sistemde adâlet tartışmaları da derinleşmektedir.
Tedavi
Mevcut uluslararası düzenin temel sorunu, hukukun ve gücün birbirinden ayrılmış olmasıdır. Bir tarafta meşrûiyet iddiası, diğer tarafta yaptırım kapasitesi bulunmaktadır.
Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, tek bir devletin dünya hâkimiyeti değil; hukukun güce, gücün de hukuka tâbi olduğu bir uluslararası düzendir.
Bunun için;
• BM daha âdil, daha temsilî ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.
• Güvenlik Konseyi, günümüz dünyasının gerçeklerini yansıtacak şekilde reforme edilmelidir.
• Uluslararası hukukun uygulanmasını sağlayacak meşû ve etkili bir uluslararası yaptırım kapasitesi oluşturulmalıdır.
• Askerî ittifaklar, uluslararası hukukun alternatifi değil; onun meşrû çerçevesi içinde görev yapan yapılar hâline gelmelidir.
• Ekonomik kurumlar da yalnızca büyümeyi değil; adâleti, sürdürülebilirliği ve insan onurunu önceleyen ilkelerle işletilmelidir.
Amaç gücü ortadan kaldırmak değildir. Güç, düzenin korunması için gereklidir. Asıl mesele, gücün kimin adına ve hangi ilkelere göre kullanıldığıdır.
Gücün hukuktan bağımsız olduğu yerde üstün olan güçlüdür.
Hukukun yaptırım gücünden yoksun olduğu yerde de üstün olan yine güçlüdür.
Gerçek adâlet, meşrûiyet ile yaptırımın aynı ilkeye bağlandığı zaman mümkün olur.
Güç Ahlâkı
Bugün dünyada güç eksik değildir; eksik olan, gücün ahlâkıdır.
• Askerî güç vardır.
• Ekonomik güç vardır.
• Teknolojik güç vardır.
• Bilgi gücü vardır.
Fakat bütün bu güçleri yönetecek ortak bir ahlâk anlayışı henüz oluşturulamamıştır.
Uluslararası krizlerin önemli bir kısmı, güç yetersizliğinden değil; gücün hangi ilkeye göre kullanılacağı konusundaki uzlaşmazlıktan doğmaktadır.
Bu nedenle bugün yalnızca Ankara’nın değil, bütün dünyanın konuşması gereken en önemli başlıklardan biri güç ahlâkı olmalıdır.
Güç ahlâkı, gücü reddetmek değildir. Tam tersine, gücün meşrû, ölçülü ve âdil kullanımını esas almaktır. Çünkü güç, ahlâktan bağımsız kaldığında tahakküme dönüşebilir.
Hukuk ise güçten tamamen yoksun kaldığında etkisizleşebilir.
Gerçek medeniyet, güçlü olmakla değil; gücü adâletin hizmetine verebilmekle ölçülür.
Uluslararası düzenin geleceğini belirleyecek temel soru şudur : Güç hukuku mu belirleyecek; yoksa hukuk mu gücü yönetecek?!.
İnsanlığın geleceği, bu soruya verilecek cevaba bağlıdır.
Ve belki de XXI. yüzyılın en önemli siyasal ve ahlâkî meselesi budur : Güç hukuku üretmemeli; hukuk gücü yönetmelidir. Meşrûiyet ile yaptırım birbirinden ayrılmamalı; ikisi de insan onurunu, adâleti ve barışı koruyan ortak bir uluslararası düzenin hizmetinde olmalıdır.
İşte güç ahlâkının özü budur.
Yorumlar
Yorum Gönder