BİLGİ NE İŞE YARAR?!.

BİLGİ NE İŞE YARAR?!.

İnsanlık tarihi boyunca bilgi, çoğu zaman güç, hâkimiyet ve kontrol aracı olarak görüldü. Modern dünyada da bilgi; üretmek, tüketmek, yönetmek ve daha fazla sahip olmak için kullanılan bir sermayeye dönüştü. Oysa asıl soru şudur : Bilgi ne işe yarar?!. Hayatı düzeltmeyen, en azından kolaylaştırmayan bilgi ne işe yarar?!. İnsanın yönelişini değiştirmeyen, hâlini dönüştürmeyen, onu hakikate yaklaştırmayan bilgi hangi problemi çözer?!.

İlâhî Bilgi, yani Vahiy, bu soruya bambaşka bir cevap verir.

Vahiy, bilgi vermek için değil; hidayet için indirilmiştir. Onun amacı, insanın bulunduğu hâli teşhis etmek, bu hâlin yanlışlarını göstermek ve insanı doğru istikâmete yöneltmektir. Bu sebeple Vahiy, boşluğa değil; daima yaşayan bir hayata iner. Muhatabının hâlini bilir, o hâle hitap eder ve o hâli dönüştürmeyi hedefler.

Bu dönüşümün yolu epistemiktir; hedefi ise fenomenolojiktir. Vahiy önce insanın bilgi düzenine müdahale eder; varlığı, kendisini ve Rabbini yeniden doğru anlamasını sağlar. Çünkü yanlış bilgi, yanlış yönelişi; doğru bilgi ise doğru istikâmeti besler.

Fakat Vahyin hedefi sadece doğru bilgi değildir. Doğru bilgi, doğru hâli doğurmalıdır. Hâl değişmeden hayat değişmez; hayat değişmeden de hidayet görünür hâle gelmez.

İşte bu yüzden Kur’an, sadece okunan ve ezberlenen bir Metin değildir; yaşanan hayata yön veren ilâhî bir müdahaledir. Her âyet, insanın mevcut hâlini hakikatin ölçüsüyle buluşturur ve onu daha sahih bir yönelişe çağırır.

Bugün de aynı soru önümüzdedir : Biz şu an hangi hâldeyiz?!.

Bu soruya dürüstçe cevap vermeden, Vahyin bugün bizden ne istediğini tam olarak anlayamayız. Çünkü Vahyin mesajı değişmez; fakat müdahalesi, muhatabın hâline yöneliktir.

Sonuç olarak bilgi, kendisi için değil; insan içindir. İnsan ise sadece bilen bir varlık değil, aynı zamanda yönelen bir varlıktır. Bu sebeple bilginin gerçek değeri, ne kadar ezberlendiğinde değil; insanın yönünü ne kadar hakikate çevirdiğinde ortaya çıkar.

İlâhî Bilgi, hem bu dünyayı hem de âhireti kurtarmak için indirilmiştir. Çünkü Vahyin hedefi, sadece zihni aydınlatmak değil; kalbi, hâli ve hayatı da istikâmete kavuşturmaktır.

Bilgi düzeni (episteme) ile hâl (fenomenolojik durum) birbirini sürekli etkiler.

İnsan bulunduğu hâle göre varlığı okur; varlığı nasıl okursa, o okuma da yeni bir hâl üretir. Böylece episteme ile hâl arasında sürekli işleyen bir geri besleme döngüsü oluşur.

Vahyin müdahalesi, bu döngüyü hakikat lehine kırmayı amaçlar. Önce insanın bilgi düzenini tashih eder; ardından bu doğru bilgi, insanın hâlini dönüştürür. Dönüşen hâl ise hakikati daha açık görmeye başlar ve doğru bilgiyle daha derin bir uyum kurar.

Buna karşılık yanlış bilgi düzeni, yanlış bir hâl üretir; yanlış hâl de hakikati daha fazla perdeleyen yeni bir bilgi düzeni oluşturur. Böylece sapma kendini besleyen bir kısır döngüye dönüşebilir.

Sonunda insan, iki istikâmetten birine yönelir : Ya hakikate doğru açılır; ontolojik dayanağını Mutlak Kaynak’ta bulur ve istikâmet kazanır, ya da kendi kurduğu bilgi düzeni ile kendi ürettiği hâl arasında kapanarak hakikatten uzaklaşır.

Demek ki insanın kaderini belirleyen sadece ne bildiği değildir; bildiğiyle nasıl bir hâl oluşturduğu ve o hâlin onu hangi istikâmete taşıdığıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK