ÖZGÜRLÜK VE KULLUK

Özgürlük ve Kulluk

Modern insan (= zihni modern düşünceyle formatlanmış insan), özgürlük ile kulluğu bir araya getirmekte zorlanır.

Modern düşünce, özgürlüğü çoğu zaman hiçbir otoriteye bağlı olmamak şeklinde tanımlar. Kur'an’ın özgürlük anlayışı farklıdır; ve insanın hiçbir otoriteye bağlı olmamasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü insan, kendisini aşan bir hakikate yönelmeden yaşayamaz. Mesele, insanın bir şeye bağlanıp bağlanmaması değil; hakikate mi, yoksa sahte ilâhlara mı bağlanacağıdır.

İnsanın kaderi kulluktur. Hiç kimse mutlak anlamda bağımsız değildir. İnsan mutlaka bir şeye kulluk eder; Allah’a, nefsine, hevâsına, servete, makama, ideolojiye, şöhrete, devlete, korkularına veya insanların beklentilerine... Asıl soru, insanın kul olup olmayacağı değil; kime kul olacağıdır.

İşte Zümer sûresi 29. âyet, bu gerçeği çarpıcı bir temsille anlatır. Bir tarafta birbirleriyle çekişen birçok efendinin elindeki bir köle, diğer tarafta yalnız tek efendiye bağlı bir köle... Ardından Kur'an şu soruyu sorar : “Bu ikisinin durumu bir olur mu?!.”

Bu soru dikkatle okunmalıdır. Çünkü burada bir zorlama değil, bir da’vet vardır. Allah, hükmü dayatmaz; insanın aklını ve vicdanını harekete geçirir. İnsanı düşünmeye, muhakeme etmeye ve kendi hükmünü kendisinin vermesine çağırır.

Allâh-u A’lem, âyetin gayesi de budur. Çünkü Allah, kulunu zorlayarak değil; hakikati göstererek özgür tercihe da’vet eder. Gerçek kulluk ancak özgür iradeyle seçildiğinde kulluktur. Bu sebeple özgürce tercih edilen kulluk, hem gerçek ubûdiyettir hem de gerçek özgürlüktür.

İnsan, sahte ilâhlara yöneldiğinde birbirleriyle çekişen efendilerin arasında parçalanır. Her biri başka bir şey ister ondan; biri daha çok kazanmayı, diğeri daha çok tüketmeyi, biri alkışlanmayı, diğeri korkularının peşinden gitmeyi... Böylece insan, tek bir ömür içinde birçok efendinin yükünü taşımaya çalışır.

Buna karşılık yalnız Allah’a yönelen insanın kalbi tek merkeze bağlanır. Para, makam, şöhret, ideoloji ve insanlar artık mutlak otorite olmaktan çıkar. Çünkü mutlak otorite yalnız Allah’tır.

Bu sebeple tek ilâha kulluk, insanı birleştirir; çok ilâha kulluk ise insanı parçalar. Tek ilâha kulluk; özgürlüğün, bütünlüğün ve kalbî huzurun yoludur. Çok ilâha kulluk ise köleleşmenin, dağılmanın ve içsel ızdırabın yoludur.

Ne var ki bu huzur veya ızdırap her zaman dışarıdan görülemez. Dışarıdan sıkıntılı görünen bir mü’min, içinde derin bir sekînet taşıyabilir. Buna karşılık dışarıdan rahat, güçlü ve başarılı görünen biri, iç dünyasında korku, boşluk ve parçalanma yaşayabilir. Bu hakikati çoğu zaman insanlar bilemez. Onu bütün açıklığıyla bilen yalnız kul ile Rabbidir.

Çünkü dünya, görünüş ile hakikatin her zaman örtüşmediği bir imtihan yurdudur. Biz hükmümüzü çoğu zaman dış görünüşe göre veririz; Allah ise kalpleri bilir.

Fakat âhirette bütün perdeler; iç ile dış, zâhir ile bâtın arasındaki ayrım ortadan kalkacak; insanın kimin kulu olduğu bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Orada hiçbir sahte özgürlük iddiası ayakta kalamayacak, hiçbir gizli kulluk, gizli kalmayacaktır. Her insan, bağlandığı ilâhın hakikatiyle yüzleşecektir.

Sonuç olarak Kur'an’ın özgürlük anlayışı başıboşluk değildir. Gerçek özgürlük, insanı parçalayan sahte ilâhlardan kurtulup yalnız Allah’a yönelmektir. Çünkü insanın kaderi kulluktur; fakat kulluğun istikâmeti onun dünyasını da âhiretini de belirler.

Kulluk, başında da sonunda da özgürlüktür. Başında özgürlüktür, çünkü; ancak kulluk, özgür iradeyle seçildiğinde gerçek kulluk olur. Sonunda da özgürlüktür, çünkü; Allah’a kul olan, O’ndan başka her şeyin kulluğundan kurtulur. İşte Zümer sûresi 29. âyet, insanı bu özgürlüğe zorlayarak değil; hakikati gösterip iknâ ederek da’vet etmektedir.

Lâ ilâhe illAllah. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK