TEVHÎD VE ŞİRK

TEVHÎD VE ŞİRK : HAKİKATİN BİRLİĞİ VE PARÇALANMASI

Tevhîd, çoğu zaman yalnızca “Allah birdir."” cümlesiyle ifade edilir. Bu doğrudur; fakat eksiktir. Çünkü Kur'an’da tevhîd sadece Allah’ın birliğini haber veren bir inanç cümlesi değil, varlığı, bilgiyi, ahlâkı ve hayatı bir bütün hâlinde okuma ilkesidir.

Şirk ise yalnızca Allah’a ortak koşmak değildir. Şirk, hakikatin birliğini parçalamaktır. Bir parçayı mutlaklaştırıp diğer parçalardan koparmaktır. Bu nedenle şirk, önce insanın idrakinde başlar; sonra ahlâkına, hayatına ve tarihine yayılır.

Kur'an’ın büyük ilkelerinden biri şudur : “Hüve’l Evvelü ve’l Âhiru ve’z Zâhiru ve’l Bâtın.” (57/3.)

Bu dört isim, hakikatin dört ayrı parçasını değil, tek hakikatin dört vechini bildirir.

El-Evvel, bütün varlığın ontolojik kaynağıdır.

El-Âhir, bütün varlığın teleolojik gayesidir.

Ez-Zâhir, hakikatin görünen âyetleridir.

El-Bâtın ise o âyetlerin işaret ettiği görünmeyen derinliktir.

İnsan, Zâhir’den Bâtın’a yürür; Evvel’den geldiğini bilir ve Âhir’e doğru yönelir. İşte bu yürüyüş, sırâttır.

Kur'an’ın “Nûrun alâ Nûr” ifadesi, bu yürüyüşün hiçbir zaman tükenmeyeceğini haber verir. Hakikat tektir; fakat onun idraki katman katmandır. İnsan her yeni hâlde, aynı hakikatin yeni bir nurunu görür. Böylece fenomenoloji derinleşir, epistemoloji olgunlaşır, etik incelir, ilim genişler, hikmet kökleşir. Fakat bütün bunlar, aynı ontolojik ve teleolojik merkeze bağlı kaldıkları sürece anlamlıdır.

Sırât tektir; çünkü hakikat tektir.

Sübül ise çoktur; çünkü insanın hâlleri, tecrübeleri ve idrak dereceleri çoktur.

Tevhîd, bu çoğulluğu inkâr etmek değil; onu tek hakikatin etrafında birleştirmektir.

Bu yüzden Zâhir ile Bâtın birbirinin alternatifi değildir.

Zâhir, Bâtın’sız kördür.

Bâtın, Zâhir’siz temelsizdir.

Nesnellik ile öznellik de birbirinin düşmanı değildir. Nesnel olan, hakikatin görünen yüzünü; öznel olan ise insanın o hakikati yaşayışını ifade eder. Tevhîd, bu ikisini birbirine düşürmez; birbirini tamamlayan iki vech olarak okur.

Aynı şekilde bilgi ile ahlâk da ayrılmaz. Bilmenin etiği vardır; ahlâk, bilginin sonradan eklenen süsü değil, onun görünmeyen omurgasıdır. Hikmet ise bilginin ahlâkta ete kemiğe bürünmesidir.

Böyle bakıldığında tevhîd, yalnızca kelâmın değil, ontolojinin, teleolojinin, fenomenolojinin, epistemolojinin, etiğin, ilmin ve hikmetin ortak merkezidir.

Şirk ise bunların birbirinden kopmasıdır.

Bilginin ahlâktan kopması şirktir.

Ahlâkın hakikatten kopması şirktir.

Fenomenin özden kopması şirktir.

Zâhir’in Bâtın’dan, Bâtın’ın Zâhir’den kopması şirktir.

Başlangıcın gayeden kopması şirktir.

İnsanın Rabbinden kopması ise bütün kopuşların özüdür.

Bu sebeple tevhîd, sadece bir inanç değil; bir görme biçimi, bir okuma biçimi, bir yaşama biçimidir.

Tevhîd, hakikatin birliğini tasdik etmektir.

Tevhîd, insanın parçalanmış idrakini yeniden bütünleştirmektir.

Tevhîd, Evvel ile Âhir’i, Zâhir ile Bâtın’ı, sırât ile sübülü, bilgi ile ahlâkı, ilim ile hikmeti aynı ilâhî merkezin etrafında yeniden birlemektir.

İşte bu yüzden tevhîd, yalnızca Allah’ın bir olduğunu söylemek değildir; O’nun bir kıldığı hakikati (fıtratı) parçalamamaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK