SAHTE ÖZGÜRLÜK İLLÜZYONU VE HAKÎKÎ KULLUK

Sahte Özgürlük İllüzyonu ve Hakîkî Kulluk

İnsanın özgürlüğü ve özerkliği üzerine bina edilen modern itirazlar, ilk bakışta cazip görünse de insan varoluşunun çıplak hakikatiyle karşılaştığında dağılmaya mahkûmdur. Kulluğa itiraz edenler, insanın sınırlılığını yalnızca fiziksel bir olgu sayarak teolojik kulluktan kaçabileceklerini; Tanrı’ya kulluğu da sıradan bir kölelik biçimi zannederek hümanist bir özerklik kurabileceklerini düşünürler. Oysa bu, modern zihnin en büyük yanılsamalarından biridir.

Burada “kulluk”tan maksat yalnızca dînî bir âidiyet veya ritüeller bütünü değildir. Kulluk; insanın hayatını anlamlandıran, iradesini yönlendiren ve varlığını kendisine göre şekillendirdiği en yüksek bağlılıktır. Bu sebeple mesele, insanın kul olup olmaması değil; kime veya neye kul olduğudur.

1. İtiraz : İnsanın doğaya, biyolojiye ve ölüme bağımlı olması bir “kulluk” değil; yalnızca varoluşsal bir sınırlılık değil midir?!.

Cevap : Sınırlılık, Olgu Değil; Kulluğun Yatağıdır

Bu itirazı dile getirenler, insanı sıradan bir nesneyle karıştırmaktadır. Bir taş da yerçekimine tâbidir; fakat taş, sınırlılığının farkında değildir. İnsan ise sınırlı olduğunu bilen, acziyetini düşünebilen ve ölümünü önceden idrak edebilen yegâne varlıktır.

Muhtaç olduğunu, öleceğini ve mutlak anlamda kendine yetemeyeceğini bilen bir zihin, bu gerçekle nötr bir ilişki kuramaz. Sınırlılık yalnızca pasif bir durum değil; kulluğun doğduğu yatak, filizlendiği zemindir.

İnsan bu hakikati inkâr ederek kendisini “bağımsız özne” ilan edebilir; fakat bu, bağımlılığını ortadan kaldırmaz. Aksine onu, kendi acziyetini göremeyen daha derin bir bağımlılığın içine sürükler.

2. İtiraz: Tarih boyunca Tanrı adına konuştuğunu iddia eden kurumlar ve liderler insanları sömürüp köleleştirmedi mi?!.

Cevap : Dînî Sömürü Kulluk Değil, Kulluğun Tahrifidir

Bu soru, hakîkî kulluk ile kulluğun istismârını birbirine karıştırmaktadır. Ruhban sınıflarının, siyasî güç odaklarının veya sahte dinî liderlerin Allah adına insanları araçsallaştırması, Allah’a kulluk değil; kulluğun dünyevî çıkarlar uğruna tahrif edilmesidir.

İnsan, başka bir insanın veya kurumun tahakkümü altına girmişse, orada Allah’a kulluk bitmiş; kul edilme başlamıştır.

Sahtesinin varlığı, hakikatin değerini azaltmaz. Bilakis, istismâr edilen şeyin ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. İnsanlığı bütün sahte efendilerden kurtarabilecek tek bilinç de yalnızca Mutlak Varlık’a kulluk bilincidir.

3. İtiraz : Tanrı dâhil herhangi bir güce bağlanmak, insanın özerkliğini ve özne olma vasfını zedelemez mi?!.

Cevap : Tanrı İnsanı Kendisi İçin Değil, İnsan İçin Kullanır

İnsanın hiçbir zaman araç olmaması gerektiğini savunan hümanist söylem, büyük ölçüde Kantçı bir ideal üzerine kuruludur. Oysa insanın insanı kullanması bencilcedir : Kullanan kazanır, kullanılan ise tükenir, şeyleşir ve değersizleşir.

Tanrı’nın insanı muradına vesile kılması ise bambaşka bir mahiyet taşır. Çünkü Tanrı Müstağni’dir; kulundan sağlayacağı hiçbir menfaati yoktur. O, kulunu kendisi için değil; kulun kendi hakikatine ulaşması için kullanır.

Allah’ın kullanması, insanın insanı kullanmasına benzemez. İnsan kullandığını tüketir; Allah ise kullandığını kemâle erdirir. İnsan kullandığını değersizleştirir; Allah ise kullandığını şereflendirir. İnsan kullandığını araçlaştırır; Allah ise kullandığını yaratılış gayesine yaklaştırır.

Bu sebeple ilâhî kullanım, tüketim değil; inşâdır. İnsan orada harcanan bir araç değil; istidâdını gerçekleştiren, varoluşunu anlamlandıran ve gerçek özne hâline gelen bir kuldur.

Netice-i Kelâm

İnsanın kulluktan kaçışı yoktur. Çünkü insan, kendi kendine yeten mutlak bir varlık değildir.

İnsan, kendisini aşan bir hakikate yönelmeden yaşayamaz. Mesele, insanın bir şeye bağlanıp bağlanmaması değil; hakikate mi, yoksa sahte ilâhlara mı bağlanacağıdır.

İnsan ya Rabbinin kulu olur ya da Rabbinden başka her şeyin kulu. Kulluğun alternatifi özgürlük değil; kulluğun yön değiştirmesidir.

“Ben hiç kimseye ve hiçbir şeye kul değilim.” diyen modern insan, çoğu zaman farkına varmadan nefsinin, arzularının, piyasanın, teknolojinin, ideolojilerin ve görünmez güç odaklarının en uysal kölesi hâline gelmektedir.

Asıl mesele kullanılmaktan kaçabilmek değildir; çünkü insan mutlaka bir hakikate yönelir ve mutlaka bir merkeze bağlanır.

Asıl mesele şudur : İnsanı tüketen, şeyleştiren ve aşağılayan sahte efendilere mi; yoksa insanı özgürleştiren, şereflendiren ve inşa eden Mutlak Efendi’ye = Rabbe mi bağlanacaktır?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP

SOLUK