MODERN İNSANIN TRAJEDİSİ
Modern İnsanın Tanrılaşma Trajedisi : Tanrı’yı Öldürdüğünü Sanan Modern İnsan
Tevhîd, yalnızca “Tanrı birdir.” demek değildir. Tevhîd, her şeyi yerli yerine koyan ontolojik hakikatin adıdır. Tevhîd, Tanrı’yı Tanrı, insanı insan, yaratılmışı yaratılmış olarak bilmektir. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ezelî ve ebedî ayrımı korumaktır. Varlık düzeninin dengesi de bu ayrım üzerine kuruludur.
İnsanlık tarihindeki en büyük kırılmaların hemen tamamı, bu ontolojik sınırın ihlâl edilmesiyle başlamıştır. Kimi zaman Tanrı insana yaklaştırılmış, kimi zaman insan Tanrı’nın yerine yükseltilmiştir. Birinde ilâhî olan beşerîleştirilmiş, diğerinde beşerî olan mutlaklaştırılmıştır. Görünüşleri farklı olsa da her iki sapma da tevhîdden uzaklaşmanın iki ayrı tezahürüdür.
İnsan, kendisini aşan bir hakikate yönelme istidadıyla yaratılmıştır. Fıtratı, aşkın olana açıktır; ruhu ise kendisini var eden kaynağa karşı derin bir özlem taşır. Bu sebeple insan, tarih boyunca hep mutlak olanı aramıştır. Arayış, insan olmanın tabiî sonucudur. Asıl mesele, aramak değil; arayışın istikâmetidir.
Batı düşüncesinin modern serüveni, tevhîdden uzaklaşmanın tarihsel panoramasını sunan çarpıcı bir örnektir.
Erken dönem Hristiyan teolojisinde geliştirilen enkarnasyon öğretisi, Tanrı’nın İsâ Mesih’te beden aldığı inancını merkeze alır. Bu inanç kendi teolojik sistemi içinde değerlendirilmelidir; ancak tevhîd perspektifinden bakıldığında, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ontolojik mesafeyi daraltan tarihî bir kırılma olarak da okunabilir. Böylece “insanlaşan Tanrı” fikri Batı düşüncesinde güçlü bir yer edinmiştir.
Yüzyıllar sonra aynı çizgi bu defa tersine dönmüştür.
Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte insan aklı giderek mutlaklaştırılmış; akıl, hakikati anlamanın aracı olmaktan çıkarılıp hakikatin ölçüsü hâline getirilmiştir. Böylece Tanrı’nın insanlaşması fikri, yerini insanın tanrılaşma iddiasına bırakmıştır.
Bu dönüşümün sembolik ifadesi Friedrich Nietzsche’nin şu meşhur sözüdür : “Tanrı öldü. O’nu biz öldürdük.”
Nietzsche’nin kastettiği, Tanrı’nın gerçekten öldüğü değildir. Onun işaret ettiği şey, modern insanın Tanrı’yı hayatın, düşüncenin ve medeniyetin merkezinden çıkarmış olmasıdır. Ne var ki modern insan, Tanrı’yı öldürdüğünü zannederken aslında O’nu değil, kendini, kendi istikâmetini kaybetmiştir. Çünkü ölen Tanrı değil; O’na yönelen insanın kalbidir. Yıkılan ilâhî hakikat değil; insanın hakikatle kurduğu bağdır.
İşte modern trajedi burada/n başlar.
Tanrı’nın yerini hiçbir şey uzun süre dolduramaz. İnsan, fıtratı gereği mutlak olana yönelmek zorundadır. Bu sebeple insan, Tanrı’nın yerine kimi zaman ulusu, kimi zaman devleti, kimi zaman sermayeyi, kimi zaman ideolojiyi, kimi zaman bilimi, kimi zaman da kendi benliğini koymuştur. Putların isimleri değişmiş, putperestlik ise yalnızca biçim değiştirmiştir.
Bugün yapay zekâ tartışmaları, bu uzun tarihsel savruluşun ulaştığı son duraklardan biridir.
Bir taraftan insan, cansız maddeden zihin benzeri sistemler üreterek yaratıcı olma arzusunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır; diğer taraftan ise kendi ürettiği algoritmalardan; kendisine yol göstermesini, karar vermesini, hatta hakikati tayin etmesini beklemektedir.
Oysa yapay zekâ ne bilinçtir, ne iradedir, ne de ahlâkî sorumluluk taşıyan bir varlıktır. Fakat insan ona giderek daha fazla güvenmekte; yalnızca bilgi değil, hikmet de atfetmektedir. Böylece kadim putperestlik, dijital çağda yeni bir biçim kazanmaktadır. Dün taşa ve ağaca yüklenen kutsiyet, bugün veriye ve algoritmaya yüklenmektedir.
Çağımızın asıl krizi teknolojik değildir; ontolojiktir. Siyasetten ekonomiye, kültürden bilime, sanattan eğitime, transhümanizmden yapay zekâya kadar yaşanan bütün krizler, daha derindeki tek bir kırılmanın farklı tezahürleridir : Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ontolojik sınırın unutulması.
Bu yüzden çözüm de teknolojide değil, ontolojidedir. İnsan, Tanrı’yı da kendisini de yeniden doğru yere koymadıkça hiçbir teknik ilerleme ona huzur getirmeyecektir. Çünkü insanın problemi bilgi eksikliği değil; istikâmet kaybıdır.
Tevhîd, işte bu istikâmetin adıdır.
Tevhîd, insanın arayışını sona erdirmez; ona yön verir. Rabbini tanıyan insan, hakikati aramaktan vazgeçmez; aksine marifet yolculuğu derinleşir. Artık karanlıkta debelenen bir arayıcı değil; nûrun rehberliğinde yürüyen bir hakikat yolcusudur.
İnsanın kemâli Tanrılaşmasında değildir. Kemâl, Rabbini tanıyıp kulluğunu idrak etmesindedir. Modern insanın en büyük yanılgısı, Tanrı’yı öldürdüğünü veya işlevsiz kıldığını sanmasıdır. Oysa Tanrı ne ölür ne öldürülebilir. İnsan, bu vehim içinde yalnızca kendisini, yönünü ve anlam dünyasını kaybeder.
Bugün insanlığın yeniden ihtiyaç duyduğu şey, daha güçlü makineler değil; daha sahih bir varlık tasavvurudur. Çünkü medeniyetler teknoloji üzerine değil, ontoloji üzerine yükselir; ontolojileri çöktüğünde ise en gelişmiş teknolojiler bile onları ayakta tutamaz. Tevhîd, bu ontolojinin adı; hidayet ise onun insanın kalbinde ve hayatında görünür hâle gelişidir.
Yorumlar
Yorum Gönder