ZAMANA BAKMAK
Zaman görülebilir mi ki?!.
Bakmak, nazar.
Günde bi çook şeye bakarız; televizyona, telefon ekranına, aynaya, kitaba, birinin yüzüne, ... bunlar baktığımız şeylerin e/a hâli; bir de baktığımız şeylerin de ve den hâli var. Camdan bakmak, teleskop veya mikroskoptan bakmak, şu veya bu açıdan bakmak, ...
Bakmak ama gör(e)memek.
Bişeyden bakınca, baktığımız şey farklı; ama o işeye bakınca, o şeyi gerçekten görüyor/görür muyuz?!.
Bir ânlık görüyoruz. Buradaki ân, ‘çoook kısa, gözde kalan, (neredeyse) beyne akmayan’ bir süre. Gözle görülen şey, beyne akmazsa görülmez. Kastım, o görüntünün beyinde etki (= düşünce) üretecek bir işleve sahip olup-olmaması. Bir görüntünün (artık sesin de, dokunuşun da kokunun da tadın da), beyinde etki (= düşünce) üretecek bir işleve sahip olabilmesi için beyinde “belli bir zaman = belli bir süre” geçirmesi = beyni çalıştırması. Bu süre değişkendir; bir nano saniye/salise de olabilir, bir saat, bir gün, bir yıl da...
Mesela, kitap okuma, kitaba bakma ile olur. Kitap okurken, o ân okuduğumuzu (gördüğümüzü) anlamayabiliriz. Bakmayı (görmeyi) bilirsek, belli bir zaman/süre geçince anlam, “kendiliğinden gelir”!. Anlaşılması zor bir cümle kurduğumun farkındayım. Şöyle açayım. Her sabah baktığım gibi, dün de bir ağaca pencereden baktım. Her baktığımda = her ân baktığımda o ağaçtaki değişimleri göremiyorum ama tüm bakışlarımı “hatırladığımda” bu değişim, “kendiliğinden görülüyor”!.
Okuma ve okuduğunu anlama da böyle bişey.
Okuma ve okuduğumuzu anlama için de zamana (= süreye) ihtiyacımız var. Bence, baktığımız şeylerdeki zamanı görebilirsek, anlamamız kolaylaşıyor.
Aynaya bakınca da kendimizi anlarız.
...
Kâinatı da büyük bir ayna olarak kullanırsak, Rabbimizi = Rabbimizin Fiillerini/İşlerini de görebiliyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder