KİTÂB PUTPERESTLİĞİ ÜZERİNE
Kitâb Putperestliği Üzerine
Kitaplar kütüphaneler için değil, insanlar için yazılır. Buna rağmen modern dünyada kitaplar çoğu zaman hayata karışmak için değil, rafları doldurmak; okunmak için değil, alıntılanmak; dönüştürmek için değil, meşhur olmak için yazılıyor. Bu eğilim, söz konusu Kur’ân olduğunda daha derin ve daha tehlikeli bir biçime bürünüyor : Kitâb putperestliği.
Sözden Metne : Yaşayan Hitâb
Kur’ân’ın iniş ortamı sözlü bir dünyaydı. Bilgi, yazıyla değil insanla taşınıyor; söz, ezberleniyor, icra ediliyor, hayata karışıyordu. Bu dünyada “kitap”, raflanan, kütüphanelerde saklanan bir nesne değil; bağlayıcı bir hitap/hitâb, hayata yön veren bir hükümdü. Kur’ân bu yüzden önce okunan değil, yaşanan bir kelâm olarak var oldu. Onun ilk mushafı, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şahsiyeti, hayatı idi.
Yazı elbette vardı; fakat hakikatin taşıyıcısı değil, yardımcısıydı. Yazı, korur; söz, dönüştürür. Yazı nesneleştirir; söz muhatap kılar. Bu fark, kutsalın hayata hükmetmesiyle vitrinde korunması arasındaki farktır.
Metâlaşma Riski
Söz kolay metâlaştırılamaz; çünkü anlıktır, ilişkiseldir, insanla yaşar. Yazı ise bağlamından koparılabildiği için metâlaşmaya elverişlidir. Metin kutsallaştığında ama hayata hükmetmediğinde, bir paradoks ortaya çıkar : kutsal etkisizleşir. Etkisiz kutsallık ise inkâr edilmez; müzeleştirilir. Müzeleştirilen kutsal da farkında olmadan putlaştırılır.
Put, yüceltilir ama hayatta etkisi görünmez, dokunulur ama yönlendirmez, korunur ama dönüştürmez. Bu tanım, putperestliği inkârdan değil, itaatsiz saygıdan üretir.
Sıffîn’de Mızraklara Takılan
Tarih, bu gerilimi erken dönemde acı bir biçimde bize gösterdi. Sıffîn’de Kur’ân sayfalarının mızraklara takılması, Kur’ân’a başvurmak değil; Kur’ân’ı araçsallaştırmaktı. Hz. Ali’nin uyarısı açıktı : “Kur’ân konuşmaz; onu insanlar konuşturur.” Mızraklara takılan, Kur’ân’ın ruhu değil; lafzıydı. Yüceltme görüntüsü altında Kur'an'ın hüküm askıya alındı.
Bugünün “Kutsal Versiyonu”
Bugün mızrak yok; ama vitrinler, duvarlar, kürsüler var. Okunan ama adâlet üretmeyen; yarışmalarda seslendirilen ama merhameti çoğaltmayan; evlerde asılı duran ama hayata dokunmayan bir kutsallık. Dün Kur’ân mızraklara takıldı; bugün hayattan uzaklaştırıldı. Biçim değişti, ama mantık aynı kaldı.
Ölçü basittir : Kutsal, hayata hükmediyorsa kutsaldır; hayat tarafından tüketiliyorsa profandır. Mushaf’a saygı, Onu hayattan çekmek değil; hayata indirmektir. Kitâb’ın amacı korunmak değil, rehberlik etmektir. Rehberlik etmeyen kutsallık, eninde sonunda putlaştırılır.
Sonuç
Kur’ân bizi kitapseverliğe değil, Allah’a kulluğa çağırır. Kulluk ise Metni vitrine koymakla ve "güzel sesle seslendirmekle" değil, hayata taşımakla mümkündür. Yaşanmayan vahiy inkâr edilmez; etkisizleştirilir. Etkisizleştirilen kutsal da, fark edilmeden putlaştırılır.
Sorun Kitâb’ta değil; Kitâb’ı hayattan çekip kutsallıkla ikâme eden bizdedir.
Yorumlar
Yorum Gönder