ALLAH'IN İNÂYETİ ve ADÂLETİ
Allah’ın İnâyeti (Hidâyeti) ve Adâleti
(Nur 24/35, Gölge Ontolojisi, Fadl ve Âhiret Katmanları)
1. Giriş : Nûr 24/35 ve İnâyetin Ontolojisi
Nûr 24/35[1], Allah’ın Nûr’unu sadece mecazî bir ışık olarak değil, varlığın tümünü kuşatan rehberlik ve yönlendirme prensibi olarak sunar.
Tasavvufî açıdan[2]:
İnâyet = Nûr’un varlık üzerindeki yönlendirici etkisi.
Hidâyet = Bu Nûr’dan pay alabilme kapasitesi.
Burada vurgulamak gerekir ki hidâyet alan varlıklar, Allah’ın Nûr’undan pay alanlardır. Bu pay, “ve yezîdehüm min fadlih” (Allah’ın fazlından nasip) ifadesiyle açıkça belirtilir : Allah, fazlıyla yani lütfuyla bazı varlıkları nur ile daha derin bir uyum alanına taşır.
2. Nûr’dan Nasib : Mü’min ve Kâfir Ayrımı
Kur’ân, inanmayı ontolojik bir durum olarak tarif eder[3]:
Mü’min, bu Nûr’dan pay alır. (tabii O’nun fadlıyla)
Kâfir, bu Nûr girişini reddeder veya engeller. (kendi iradesiyle.)
Buradaki fark, pozitif ayrımcılık veya iltimas değildir; tersine Allah’ın rahmâniyeti ve rahîmiyetinin bir sonucudur. Çünkü, Allah’ın Nur’u herkese akar, inâyet evrenseldir.
“Ve yezîdehüm min fadlih”, bazı kapasiteli varlıklara fazladan nur ve hidâyet akışı, yani rahmetin derinleşmiş tecellîsidir[4].
Kâfir veya müşrik, bu fazladan payı reddeder veya engeller, bu yüzden nur yoğunluğu azalır ve gölge yoğunlaşır, kalp katılaşır = taşlaşır.
3. Gölge ve Taşlaşma : Karanlığın Ontolojisi
Gölge, yoğunlaşmış karanlık varlıktır[5].
Gölgeler, asla yok değildir; ışığın azalma kapasitesine bağlı olarak katılaşır, taşlaşır ve kesifleşir.
Kur’ân’daki “ cehennemin yakıtı taşlar ve insanlardır” ifadesi, bu ontolojik karanlığı mecaz yoluyla gösterir[6].
En karanlık taş, kömürdür; kömür metaforu : yoğun karanlık → yanıcı madde → cehennemde çözülmeyi = yanmayı ifade eder[7].
4. İnsan İradesi ve İlâhî İrade
4.1 İlâhî İrade (Tekvinî) ve Fadl
Allah, her insana fıtrat ve kapasite verir[8].
“Ve yezîdehüm min fadlih”, İlâhî fazlın, nurdan daha fazla pay alanlara tecellî biçimidir; bu pozitif ayrımcılık değil, rahmânî ve rahîmî bir farklılaşmadır[9].
4.2 İnsan İradesi (Kesb)
İnsan, kendi iradesiyle, Nûr ile uyum kurabilir; direnir ve gölgeyi yoğunlaştırabilir[10].
Bu nedenle hidâyet ve ceza, ilâhî fazlın ve insan iradesinin kesişiminden ortaya çıkar.
5. Adâlet ve Eşitlik Farkı
Adâlet = herkesin hak ettiği ölçüde almasıdır[11]:
Eşitlik, herkese aynı şey verilmesi; adâlet, kapasite, irade ve ilâhî fazla ölçülmüş paydır.
Kur’ân, “Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez” (Bakara 286)[12] der.
6. Cennet ve Cehennem Katmanları ve Fadlın İşleyişi
6.1 Cennet :
• Nûr uyumunun,
• iradî yönelimin,
• samimiyetin,
• fedakârlığın,
• Fazlın etkisinin bir sonucudur. (yezîdehüm min fadlih)
Cennetteki dereceleri bunlar belirler. Fazlın akışı, Allah’ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin yansımasıdır[13].
6.2 Cehennem : Fazlın Yakıcı Tezahürü
Cehennemde de İlâhî fazlın rolü vardır :
Fazl, aynı şekilde var olur, ama bu fazl, kişinin direnç ve karanlık yoğunluğu ile karşılaşır.
Mü’min, fazlı nur olarak alır; kâfir veya taşlaşmış gölge, bu fazl ile karşılaştığında bunu yakıcı bir enerjiye dönüştürür.
Bu, Allah’ın adâletinin ölçülü ve rahmânî boyutudur. Allah kimseye haksızlık yapılmaz; ceza, kişinin iradesi ve ontolojik duruşunun doğal sonucudur[14].
Yani cehennemde fazl, rahmânî fazlın ters etki biçimi olarak tezahür eder. İlâhî fazlın varlığı, kâfir için yakıcıdır, ama aynı zamanda çözülme ve varlığın olgunlaşma potansiyelini de içerir.
Burada kritik husus, kişilerin Nûr’dan aldıkları payın, ki bu pay amellere yansır, oranına göre cennetlik ve cehennemlik olma meselesidir. Bu oran, örneğin 49/51 ya da 0.0001/99.9999 gibi sabit bir rakamla belirlenemez; Allah-u Alem bu, her varlığın kendi iradesi ve kapasitesi ile bağlantılı olacaktır. Allah-ü Teâlâ, bizden çoook daha hassas (ince ve doğru) hesap yapar.
Cennette ve cehennemde ebedî kalış süresi de herkesin burada kazandıklarının “özgül ağırlıkları” ile uyumlu bir durum şeklinde anlaşılmalıdır.
7. Sonuç : İnâyet, Hidâyet, Fadl ve Adâletin Uyumu
İnâyet (Nur), evrenseldir, herkese aynı şekilde akar.
Hidâyet, (insan iradesi dolayısıyla) bireyseldir, bunun düzeyini kişinin nurla uyum kapasitesi belirler.
Fadl (ve yezîdehüm min fadlih) = Allah’ın rahmânî ve rahîmî fazlı, aslâ pozitif ayrımcılık = iltimas değildir.
Adâlet (Allah’ın ölçüsü), her varlığa hak ettiği kadar vermeyi gerektirir.
Cennet ve cehennem, bu dört boyutun ontolojik ve metafizik kesişim alanıdır.
Her şey doğal/tabii ve ölçülüdür; kimseye haksızlık yapılmaz, ödül ve ceza nur ve karanlığın yoğunluğu ve fazlın tezahürü ile belirlenir.
Nûr’dan aldığımız kapasiteyi artırmanın yollarını aramalıyız. Kendi ellerimizle kendimizi “tehlikeye” atmamalıyız. (Bknz. 2/195. 3/182. 8/51. 42/30.)
Umarım bu yazı, bir çokları için bıçak sırtı olan bu konuya bir nebze de olsa bir açıklık getirir.
Çaba/gayret bizden, isabet (tevfîk) Allah’tan.
........
Dipnotlar :
[1] Nûr 24/35 : “Allah, göklerin ve yerin Nûrudur. O’nun Nûru, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir…”
[2] İbn Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye, II/148.
[3] Zümer 22; Bakara 74.
[4] Kur’ân 24/35: “ve yedîdehüm min fadlih”
[5] Tasavvufî terminoloji: gölge = yoğun karanlık varlık; bkz. İbn Arabî, Fusûs-ul-Hikem, s. 112.
[6] Bakara 24, Tahrîm 6.
[7] İbn Kesîr, Tefsîr, II/322; modern ontolojik yorum.
[8] Enfâl 29; A’raf 172.
[9] Râzî, Mefâtîh al-Ghayb, VIII/215; İlâhî fazl ve rahmânîyet.
[10] Tâhâ 112; İnsan 7.
[11] Süleyman Ateş, Kur’ân ve Adâlet, s. 88.
[12] Bakara 286.
[13] Âl-i İmrân 163 : “hüm derecâtün ınde rabbihim.”
[14] Nisa 145; Mülk 6; Tirmizî, Kıyâme 24.
Yorumlar
Yorum Gönder