SALÂTI İKÂME ETMEK

SALÂTI İKÂME ETMEK

Adâlet Merkezli Siyasal-Toplumsal Düzenin İnşası

Giriş

Kur’ân’ın en sık tekrar ettiği üçlü formül : âmenû, yukîmûne’s-salât, yutûne’z-zekât; bunlar, yalnızca bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve siyasal düzeni de ifade ederler. Bu kavramlar klasik anlamda “iman–namaz–zekât” üçlemesiyle sınırlandırıldığında Kur’ân’ın kurucu projesi eksik ve indirgenmiş biçimde anlaşılır.

Gerçekte salât, “ritüel namaz”dan çook daha geniş bir kavramdır ve Kur’ân bütünlüğünde ahlâkî, toplumsal ve siyasal adâlet düzeninin kurulması anlamını taşır. Buna karşılık “namaz”, bu geniş anlamın ritüel ve sembolik izdüşümüdür. Tarihsel süreçte “salâtı ikâme” ile “namaz kılmak” arasındaki bağ zayıfladığında, ritüeli yaşatıp fakat toplumsal-siyasal adâleti kaybeden toplum tipleri ortaya çıkmıştır. Mâûn 4–7’deki “sâhûn (gaflet)” tipi, Alak 9–10’daki “salâta engel olan otoriter tip”, bugün de güncel karşılıkları olan kategorilerdir.

Bu çalışma, Kur’ân’ın salât kavramını siyasal, iktisadî ve ahlâkî boyutlarıyla yeniden bütüncül bir çerçeveye oturtmakta; 7/29 ve 57/25’in siyasal teorisini merkeze alarak, çağdaş insan için anlamını tartışmaktadır.

1. Âmenû : Kurucu Ahlâkî-Siyasal Kimlik

Kur’ân’da âmenû, salt teolojik bir “inanma”yı değil, bir ahd ve sözleşmeye katılmayı ifade eder. Bu sözleşmenin özünde :

hakikati kabul,

adâleti hedef edinme,

birlikte yaşama ahlâkına sadakat,

toplumsal düzeni Allah’ın koyduğu ilkeler üzerine inşa etme vardır.

İman böylece yalnızca bireysel değil, kamusal bir yöneliş niteliği taşır. Bu yönelişin pratik ve kurumsal karşılığı ise salâtı ikâmedir.

2. Salâtı İkâme Etmek : Adâlet Düzenini Ayakta Tutmak

2.1. Salâtın amaç ilkesi : 7/29, salâtı ikâmenin “amaç ilkesini” belirler.

“De ki : Rabbim, adâleti (qıst) emretti. Her mescitte yönelişinizi doğrultun; dîni yalnız O’na has kılarak O’na yönelin.”

Burada üç kritik unsur vardır :

a) Salâtın amacı : Kıst / Adâlet

Ritüel davranış değil, adâlet düzenidir.

Bu âyet, salâtın toplumsal ve siyasal çekirdeğini ilan eder : Salât = adâleti ayakta tutmaktır.

b) Ortak yöneliş : ekîmû vücûhekum

Her topluluk/toplantı mekânında (= mescidde), aynı yön ve ilkeye bağlanmak : Adâlet ve hakkâniyet.

Salât böylece ortak irade, toplumsal eşgüdüm ve kamusal bilinç üretir.

c) Sözleşmeye sadakat: mukhlisîne lehü’d-dîn

Bu ifade, siyasal teoride meşrûiyet anlamına gelir : Toplumsal düzen yalnızca Allah’ın adâlet ilkelerine sadakatle meşru olur.

2.2. Salâtın kurumsal mekanizması : 57/25, Kur’ân’ın siyaset teorisinin en açık âyetidir :

“Biz Elçilerimizi açık delillerle gönderdik; beraberlerinde Kitâb’ı ve mizânı indirdik ki insanlar adâleti (qıst) ayakta tutsunlar. Ayrıca demiri (gücü) de indirdik: onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.”

Bu âyet salâtın kurumsal altyapısını açıklar :

a) Kitap → normatif düzen. İlke, yasa, etik çerçeve.

b) Mizan → kurumsal ölçü, denge. Hukuk sistemi, adâlet terazisi, kamusal düzen.

c) Hadîd → icbarî güç. Güvenlik, savunma, yaptırım, devlet otoritesi.

d) Amaç : Adâletin toplumsal olarak ayakta tutulması.

Salât, yalnızca bireysel bir ritüel değil; aynı zamanda adâletin kurumsallaştırılmasıdır.

3. Ritüel Namaz ile Kurumsal Salât Arasındaki Kopuş

Tarihsel süreçte bu geniş çerçeve daralmış; salât → namaz, yani yaşam pratiği → sembol dönüşümü yaşanmıştır.

Bu kopuşun Kur’ân’daki uyarısı Meryem 59’da yer alır : “Salâtı zayi ettiler ve hevalarına uydular.”

Salâtı zayii etmek, çoğu zaman namazı terk etmek değil; namazın bağlı olduğu adâlet düzenini terk etmektir.

Namaz, yaşanmış salâtın sembole dönüşmüş hâlidir; namazın zayii olması, salât ile ritüel arasındaki bağın kopmasıdır.

Bu bağ koparsa, namaz davranışı kalır, fakat salâtın ahlâkî, toplumsal ve siyasal etkisi kaybolur.

4. Mâûn 4-7 ve Alak 9-10 : Salât Üzerinden Üç İnsan Tipi

Kur’ân, salâta yaklaşım üzerinden üç toplumsal tip tanımlar.

4.1. Tip-1: Gösterişçi (PR) Dindarlar - Mâûn Tipi

“Vay o namaz kılanların hâline ki, onlar namazlarında ‘sâhûn’dur; gösteriş yaparlar ve en küçük iyiliği bile engellerler.” (Mâûn 4-7)

Buradaki sâhûn, “unutmak” değil; bilerek-siyaseten savsaklamak, görmezden gelmek ve riyakârlıktır.

Ritüelin var, ama adâlet yok.

Namaza devam var, ama salâtla bağ kopmuş.

4.2. Tip-2 : Otoriter Seküler Dindarlar - Alak Tipi

“Namaz kılan bir kulu engelleyen kimseyi gördün mü?!.” (Alak 9-10)

Bu tip, ritüele değil; salâtın toplumsal ve siyasal içeriğine karşıdır.

Bugünün otoriter/seküler dindarlığı, bireysel ibâdete izin verir ama adâleti talep eden salâta baskı uygular; yani toplumsal vicdanın ve adâlet çağrısını engeller.

Bunlar, ritüel tipi namaza karşı değildir, ama salâtın toplumsal sonuçlarına karşıdır.

4.3. Tip-3 : Salâtı İkâme Edenler

Bu tip :

adâleti ayakta tutar,

namazını bilinçle kılar,

zekâtla ekonomik düzeni gözetir,

zikr ile toplumsal hafızayı canlı tutar,

Kitap ve Mizan’a sadakatle bağlıdır.

Bu tipi :

bükraten ve asîlâ → sabah ve akşam sürekli farkındalık/uyanıklık,

lâ tulhîhim ticâratun → ticaret ve ekonomiyi bilinçli yapmak (= zikir) ve salâtı bilinçle “kılmak”,

dâimûn → bunları aksatmamak, = sürekli yapmak ve hayat tarzı kılmak diri/canlı tutar.

Ve bu tip, Kur’ân’ın arzu ettiği toplumsal özneyi temsil eder.

5. Zekât : Ekonomik Adâlet Düzeninin Kurumsal Ayağı

Salâtın adâlet merkezli oluşunun ekonomik uzantısı zekâttır.

Zekât :

servetin dolaşımı,

gelir adâleti,

kamu payın dağılımı,

ekonomik bağımsızlık ve

toplumsal dayanışma mekanizmasıdır.

24/37’nin ifadesiyle, “Alışveriş ve ticaret onları Allah’ı zikretmekten, salâttan ve zekâttan alıkoymaz.”

Yani ekonomik faaliyetler :

toplumsal hafızayı (= zikir)

toplumsal adâleti (= salât)

ekonomik dengeyi (= zekât) bozmaz, bilakis besler.

6. Zikr ve Tesbih : Toplumsal Hafızanın Sürekliliği

33/41–42 ve 33/56, zikr ile salât ilişkisini açıklar :

Zikr → adâlet bilincinin sürekli diri tutulması.

Tesbih → varlığın ve toplumun ahlâkî ritmine katılmak.

Salâtullah → kurucu değerin sürekli teyidi.

Zikr, sadece bireysel meditasyon değil; aynı zamanda toplumun adâlet hafızasıdır. Bu nedenle dâimî olmalıdır.

7. Sehv Secdesi ile Mâûn’daki Sâhûn 

Bilinç Kayması ve Siyasî Sehv

Sehv secdesi, namazın içindeki “farkındalık kaymasını” düzeltir.

Mâûn’daki sâhûn ise daha ağır bir durumdur, ve bu :

namazı bilinçsizce savsaklamak,

namazın adâletle bağını koparmak,

bu ritüeli toplumsal görevlerden kaçışa dönüştürmek.

Namazdan salâta bir türlü geçmemek, bilerek yapılan bir sehivdir.

Evet, bu büyük bir sehvtir; ritüelin içinde farkında olup, ritüelin dışındaki dünyada adâleti umursamamaktır.

8. Sonuç : Kur’ân’ın Tasarladığı Yaşam Biçimi

Bütün âyetler birlikte düşünüldüğünde Kur’ân’ın istediği yaşam şu bütünlükte bir yapıyı ortaya çıkarır :

1) Âmenû → Kurucu Ahlâkî-Siyasal kimlik. (Bilinç, sadakat, yöneliş)

2) Salât → Adâlet düzeninin ikamesi. (Kamusal ahlâk, hukuk, siyasal meşruiyet)

3) Zekât → Ekonomik adâlet. (Servet dolaşımı, mali denge)

4) Zikr/Tesbih → Toplumsal hafıza. (Kolektif bilinç, ahlâkî süreklilik)

5) Salâtullah → Kurucu değerlerin teyidi. (Ahlâkî-Siyasal meşruiyet temeli)

6) Kitap + Mizan + Hadîd. (Norm, kurum, güç → siyasal düzen)

Bunların toplamı, Kur’ân’ın önerdiği yaşam düzenidir : Adâlet merkezli, ahlâkî, ekonomik ve siyasal bütünlük içinde yaşayan, salâtı yalnız ritüel olarak değil, hayatın tüm alanlarına taşıyan = salâtı ikâme eden bir toplum.

...

Not : Namazda Kur’an’daki her âyet okunur. Fâtiha’sız namaz olmaz. Fâtihâ, Kur’an’ın özü ve özetidir. Fâtiha’nın ilk dört âyeti, kulluk yaptığımız (= otoritesine uyduğumuz, taptığımız) İlâh’ın “özelliklerini, niteliklerini”; sonraki üç âyeti ise arzulanan (= bizden istenen) toplumun (= bizim) “özelliklerini, niteliklerini” verir. Fâtiha’ya ve Kur’an’ın bütününe (ve ana fikrine) baktığımızda, adâlet ve hakkâniyet üzerine kurulmuş bir toplumun bizden istendiği açıkça görülür. Namaz kılan (= salâtı ikâme eden) kişinin hedefinde böyle bir toplumun inşâsı yoksa, o namaz, sadece içi boş (anlamsız!) bir ritüeldir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP