BEN DURAĞI
Durak varsa, yolculuk da var.
Yolculuk nereye?!.
O’ndan O’na. = “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.” (2/156.)
Hayat, bir yolculuk. Bu yolculuğun en “oyalayıcı” durağı, ben durağı. Önceki ve sonraki duraklar, kısa süreli “soluklanma” durakları.
Neler onlar?!.
Bebeklik, çocukluk, yetişkinlik, olgunluk ve ihtiyarlık. Ben durağı, çocuklukla yetişkinlik arasında. Bu durağa, akıl baliğ olma veya ergenlik durağı da diyebiliriz. Bu durak, kişinin kendinin ve dış dünyanın farkında olduğu duraktır. Çoğu kimse, ölünceye kadar bu durakta bekler, hedefi (= menzili) unutur, kendini ve her şeyi sahiplenmeye kalkar.
Bu beden benim; bu hayat benim; bu ev, bu araba, bu toprak benim, bu makam benim, bu güç-kudret benim, ... der. Sahip oldukları onu esir alır, yolundan alıkoyar. Belki, ihtiyarlık çağına gelince, eli-ayağı tutmaz olunca, aklı başına gelir ama o zaman da gücü-kuvveti azalır, yapacak pek bişeyi kalmaz. İhtiyarlığında bile ‘ben, ben’ diyen ve hâlâ bi çook şeyi sahiplenen insan sayısı da az değil.
Efendimiz : “İnsanın bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister, doymaz. İnsanın gözünü ancak toprak doyurur.” buyurmuştur. (Buhârî. Rikak, 10. Müslim. Zekât, 116.)
Bu, hırstır. Hırsın kökeninde de ben, benlik ve sahip olma duygusu vardır.
Akıllı adam, ihtiyacı olan kadarıyla yetinen, ölümü düşünerek hırsına gem vuran adamdır. Bütün dünya bizim olsa ne olur?!. Günlük yiyeceğimiz üç-beş lokma. Nice Kârun gibi zenginler geldi-geçti bu dünyadan; ne götürebildiler?!.
Mülkiyet (= sahip olma, sahiplenme) hırsı, insana yalancı ve geçici güç sağlar ve insan, bu yalancı ve geçici güce kanar/aldanır. Hastalık, ihtiyarlık ve sakatlık, bize bu yalancı ve geçici gücün kalıcı olmadığını öğretir. Bir prens oğlu olan Gotama Buda’yı (M.Ö. 563-483) o mistik yolculuğuna çıkaranlar bunlardır.
Ölüm, benin ölümüdür.
Ölmeden önce benini öldürmeyenler, Allah-u A’lem, ölürken büyük acılar çekecekler. Bir ömür, beni besle-büyüt; her şeyi ona tahsis et, sonra da her şeyi terk et. Bu, o insana (o bene) büyük ayrılık ve büyük acı vermez mi?!.
Mal, canın yongası. Yonga, ne kadar kalınsa ve cana ne kadar çok yapışıksa, candan sökülürken o kadar çok acı verir. Düşünün, 80 yıl yaşayan bir adam, 60 yılını mal (= para) ve itibar (= makam) kazanmaya vermiş ve 60 yıllık yatırımı ölümle elinden alınıyor. Bu adamın yerinde olmak ister misiniz?!.
Yoksa, “güzel ölümle” mi ölmek istersiniz?!.
Güzel ölüm nedir?!.
Ayrılık acısının olmadığı, aksine (Sevgili’ye) kavuşma sevincinin yaşandığı ölümdür, güzel ölüm. Rûmî, bu tür ölüme şeb-i arus der. Bizim bazı aptal-geri zekâlılarımız, onun bu sözünü “evlilik” olarak yorumlarlar.
Sözü uzattım. Ben durağında çook uzun vakit geçirenler - ki bunların çoğu menzili (= yolun hedefini) unuturlar - güzel ölümle ölemezler, ölürken de öldükten sonra da çok acı çekerler.
Niye?!.
Allah varken, ben dedikleri = ben demeye cesaret edebildikleri ve Allah’ın mülkünü sahiplendikleri için.
Not : Bu yazı, kişiye benini, benliğini yok saydıran bir yazı değil; aksine, beninin farkına vararak emanet bilmeyi, ve onu ASIL SAHİBİNE gönüllü olarak teslim (= Müslüman) etmeyi tavsiye eden bir yazı. Yanlış anlaşılmasın, ben bilinci olmadan teslimiyet bilinci de olmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder