DİJİTAL UYURGEZERLİK

Dijital Uyurgezerlik: Kör, Sağır ve Dilsiz Bir Dünya

Bilgisayar terimleri (= Windows = Pencere. Cloud = Bulut. Unreal = Sanal. Data = Veri. Pattern = Örüntü. Algorithm. Application = Uygulama...) masum görünürler ama onların kullanımı masum değildir.

Hayatımızda o kadar çok pencere açtık ki, artık her yerimiz şeffaflaştı.

Mahremiyet, “gizlenecek bir şey” değil, “saklanacak bir alan”dı; ama biz onu gönüllü olarak terk ettik.

Bütün verilerimizi sanal dünyaya (bilgisayara) emanet ettik, ona inandık. Oysa emanet ettiğimiz şeyin reel bir varlığı yoktu, o bir buluttu, sehâbtı.

Bulut (Cloud) ve Sehâb

Bilgisayarın “bulut” dediği şey, verinin nerede olduğunu gizleyen bir örtüdür.

Nûr sûresindeki sehâb gibi bu bulut da üst üste yığılır, hareketlidir, örtücüdür, beklenti üretir. Ama arada hayati bir fark vardır : sehâb’ın yağmuru Allah’tandır, cloud’un çıktısı algoritmadandır.

Bulut çok, ama her bulutun rahmeti garanti değil; bazı bulutlar da felâket habercisi.

Veri, Bilgi ve Rehin Alınma

Bilgisayar, bilgiyi veriye, hikmeti istatistiğe dönüştürdü, hatırlamayı da depolamaya/saklamaya.

Onda o kadar çok veri birikti ki, en sonunda o, bu verilerle bizi rehin aldı. Çünkü biz, bizde olan her şeyi ona vermiştik; bizde bişey kalmamıştı. Şimdi de ona danışmadan bir iş yapamaz hâle geldik. Nereye gideceğimizi, ne satın alacağımızı, ne düşüneceğimizi, kimi dinleyeceğimizi ona soruyoruz.

Sahici hayatımız, e-hayata dönüştü; biz de sanallaştık.

Simülakr mı, Vehm mi?!.

Vehm, bireyseldir, içte oluşur, dağılabilir ama sanal dünyada yaşanan, sistemlidir, üretilmiştir, gerçeğin yerine geçmiştir.

Bu bir simülakrdır : Aslı/gerçek olmayan ama asıl/gerçek gibi yaşanan.

Serâb gibidir : Yaklaştıkça yok olan ama insan, ömrünü ona doğru yürürken tüketen.

Uyurgezerlik

Bu dünyanın insanı, uyanık gibi görünen, tepki veren ama şuuru askıya alınmış insandır.

Yani uyurgezer insan.

Bu insanda fiil vardır, şuur yoktur.

Kur’ân’ın Diliyle bu insan, “işittim der, ama işitmemiştir.” (8/21.)

“Gördüm der, aslında görmemiştir.”

“Bildim der, ama bişey bilmez.”

Kur’an bunlar için şu hükmü koyar : “Onlar kördür, sağırdır, dilsizdir.” (2/18.) = (صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ) 

Bu, fiziksel engel değil, şuur kaybıdır.

Uyurgezer, yürür; iş yapar; konuşur…

Ama bilinci kapalıdır.

Bugün insan, tıklıyor, kaydırıyor, tepki veriyor, ama nedenini bilmiyor, sonucunu düşünmüyor, sorumluluğu üstlenmiyor.

Bu insanda fiil var, şuur yok.

Asıl mesele, teknoloji değildir

Asıl mesele şudur : Yetkinin devri.

İnsan, aklını algoritmaya; hafızasını buluta; ölçüyü trendlere; rehberliği uygulamalara; iradesini outsource'e (dışkaynağa) devretmiştir.

İşte körlük burada başlar. Sağırlık burada derinleşir. Dilsizlik burada tamamlanır.

Onlar : “İşittik derler; oysa işitmemişlerdir.” Gördük derler; görmemişlerdir. Bildik derler; bilmemişlerdir.

Bu ifadeler, bir dil kusuru değil, şuur felcidir.

Hayatımızda bilgisayara o kadar çok pencereler (= windows, application'lar) açtık ki, içimiz dışımıza çıktı, mahremiyet çözüldü, sır kalmadı.

  • Görünür olduk ama şahit olmadık.
  • Paylaştık ama sahiplenmedik.
  • Konuştuk ama sözümüz olmadı.

Bu şeffaflık, hakikat üretmedi; gözetilebilirlik ve tutsaklık üretti.

Dünya Sanal = Unreal ama Etkisi Gerçek

  • Etkisi gerçek.
  • Sonucu gerçek.
  • Bedeli gerçek.

Biz bu dünyanın içine girdikçe, kimliğimiz profile; ilişkimiz etkileşime; sözümüz içeriğe; aklımız algoritmaya dönüştü.

Bedenimiz burada kaldı ama şuurumuz (sanal âleme) taşındı. Bu bir oyun değil, ikâmeydi.

Kör, Sağır ve Dilsiz Olmak (Summun, Bükmün, Umyun)

Kur’ân der ki : summun = işitmezler; bükmün = konuşmazlar; umyun = görmezler.

Bu, biyolojik bir engel değil.

  • Hakikati duymamayı seçmektir.
  • Doğru sözü kuramamaktır.
  • İbretle bakamamaktır.

Sanal dünya tam da bunu yapar : Sesi çoğaltır → işitmeyi öldürür; görüntüyü çoğaltır → görmeyi öldürür; bilgiyi çoğaltır → bilmeyi öldürür.

Sorumluluğun Buharlaşması

İnsan sanallaştıkça, fail olmaktan, özne olmaktan çıktı.

Artık, “ben yaptım” demiyor. Sistem önerdi, algoritma gösterdi, akış sürükledi, diyor.

Bu, sorumluluğun buharlaşmasıdır.

İşte tehlikenin zirvesi de burasıdır.

Çünkü, sorumluluk yoksa, hesap yoktur; hesap yoksa, insan da yoktur.

Sonuç

Sanal dünya, insanı sehâb gibi örttü, serâb gibi aldattı, simulakr gibi ikame etti.

İnsan bu dünyanın içine, farkında olarak = bilinçli olarak girdi; uyurgezer oldu, ve neredeyse bilincini kaybetmek üzere.

Tehlike uykuda olmak değil; uykuda olduğunu bilmemektir.

Ama hâlâ açık bir kapı var.

O kapı, şuur kapısıdır.

Şuur varsa, sahte/sanal pencerelerin çoğu kapanır, (kara) bulutlar dağılır, serap bozulur; yoksa, insan yaşar ama yaşadığı hayat, hayat değildir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP