KÜSTAHLIK
Âdiyât Sûresi : İçte ve Dışta Savaşan Küstah Bilinç
Âdiyât sûresi çoğu zaman “savaş atları” üzerinden okunan bir sahneyle başlatılır. Oysa, sûrede attan filan söz edilmez. Sûrenin dili bizi, hayvanlara değil sorumlu bir bilince çağırır. Çünkü sûrenin merkezinde bir ahlâkî itham, sonunda ise açık bir hesap vardır. Sorumluluk olmayan yerde ne itham olur ne hesap.
Sûre, “düşmanca koşanlar” ile başlar. (el-Âdiyât)
Bu koşu, nötr bir hız değil; aşan, saldıran, düşmanlıkla ilerleyen bir harekettir. Ardından gelen ikinci âyet, bu hareketin iç kaynağını açar : Kıvılcım çıkarma. Bu kıvılcım dışarıdan alınmış bir ateş değil, içteki sürtünmeden doğan bir yanmadır. Hırs, kin, bastırılmış öfke… iç dünya sürtünür ve yanar.
Üçüncü âyette bu iç yanma, fırsat kollayan bir bilinç hâline gelir : Sabah baskını. Yani rastgele değil; hesaplı, zamanlamalı, çıkar odaklı bir hamle. Dördüncü ve beşinci âyetlerde sahne tamamen açılır : Tozu dumana katanlar, düşman topluluğun ortasına dalanlar. Bu artık gizli bir niyet değil, nârâ atarak yapılan açık bir saldırıdır. İçte biriken kin, dışta taşkınlığa dönüşmüştür.
İlk beş âyet, böylece tam bir savaş sahnesi çizer. Ama bu savaş tek cepheli değildir :
- İçeride hırs ve kinle yanan bir bilinç,
- Dışarıda bağırarak, nârâ atarak ve göstererek saldıran bir beden.
Tam bu noktada sûre ani bir dönüş yapar ve teşhisi koyar : “İnsan Rabbine karşı kenûd’dur.”
Kenûd; basit bir nankörlük de açık bir inkâr da değildir. Kenûd, nimeti bilen ama bastıran, borcu fark eden ama umursamayan, şükrü değil hak iddiasını büyüten bir bilinç hâlidir. Küstahlık tam burada devreye girer : “Verildiğini biliyorum ama bunu mesele yapmıyorum.”
Ardından gelen âyetler bu bilincin iç yüzünü doğrular : İnsan buna kendisi şâhittir ve mala karşı şedîddir; aşırı düşkün, sahiplenici, saldırgandır. Yani dıştaki savaşın nedeni, içteki sahiplenme hırsıdır.
Son perde ise 9-11. âyetlerde açılır. Burada savaşın yönü tersine çevrilir.
Bir zamanlar fıtrî= doğal düzeni altüst eden insan için şimdi kabirler altüst edilmiştir. Dışarıda tozu dumana katanın, bu kez kendi yeri karıştırılmıştır. Ardından asıl darbe gelir : Göğüslerde olanlar ayıklanır, ortaya dökülür. Artık ne nârâ vardır ne hücum. Sadece içte bastırılanlar kalır. Ve sûrenin son cümlesi, kenûd bilincin bütün maskelerini indirir : “O gün Rableri, onlardan tamamen haberdardı/r.”
Âdiyât sûresi bize şunu söyler :
İnsan, savaşı yanlış cephede vermiştir. Dış düşmana bu kadar saldırgan olan, asıl Rab-kul/abd ilişkisinde küstah davranmıştır. İç savaşını kazanmadan dışarıya dalmış, ama sonunda kendi içine açılmıştır, ve kaybetmiştir.
Sûre rahatsız eder. Çünkü okuyanı, hayvanların arkasına saklamaz.
Doğrudan şunu sorar :
Koşan kim, yanan ne, dalınan yer neresi, ve en sonunda açılan ve kaybeden kim?!.
Âdiyât’ın savaşı bittiğinde geriye tek şey kalır : Saklanamayan bir bilinç ve ertelenemeyen bir hesap.
Yorumlar
Yorum Gönder