ONLARA ŞU ÖRNEĞİ VER!.
“vedrib lehüm meselen ashâb-el karye/h...” (36/13.)
Mesel, misalden biraz farklı. Mesel, biraz “uzun ve ayrıntılı hikâye” için; misal, “tekil örnekleri açıklamak” için kullanılır (tersi de olabilir, emin değilim); ama meseli masalla (= kurgu hikâyelerle) karıştırmayalım.
Adı önemli görülmeyen kent (köy, kasaba) halkına önce iki Elçi gönderilir; sonra da bunlar, üçüncü bir Elçi ile desteklenir. O Elçiler, kent (köy, kasaba) halkına : Biz, size gönderilmiş Elçileriz, derler. (Bknz. 36/14.)
Kent halkı : Siz de bizim gibi birer beşersiniz (insansınız?!); Rahmân bişey (bi mesaj) indirmedi (= göndermedi); Siz, yalancısınız = yalan söylüyorsunuz, derler. (Bknz. 36/15.)
Elçiler : Rabbimiz biliyor ki Biz, gerçekten size gönderildik. (36/16.)
Dikkat!. Biz biliyoruz demiyorlar, Rabbimiz biliyor diyorlar.
Bu ne demek?!.
Bizim bilmemiz sizi iknâ etmez; Biz kendimizi öne çıkarmıyoruz; mesele Biz değiliz. Bizim için Rabbimizin bilmesi yeterli (bir delil); ama siz bunu bilecek durumda değilsiniz.
Biz, sizinle kavga etmeye (tartışmaya ve size üstünlük kurmaya) gelmedik.
Bizim görevimiz, apaçık = net bir tebliğ = belâğ-ül mübîn. (Bknz. 36/17.)
Bunun üzerine kent halkı : Siz bize uğursuzluk (başımıza belâ-musîbet) getirdiniz, eğer bu işten vazgeçmezseniz, sizi taşlarız (yurtdışına süreriz) veya çok çetin bir şekilde azap (işkence) ederiz.
Görüyorsunuz Elçilerin tavrına karşı, böyle bir tavır. Neden?!. İçinde yaşadıkları düzenden memnunlar, ondan besleniyorlar. Mazlum ve müstez’afların da beyinlerini yıkamışlar (= mankurtlaştırmışlar)!.
Elçiler : Uğursuzluğunuz için aynaya bakın = bu uğursuzluk kendinizden; Biz size gerçeği hatırlattık diye mi (= e in zükkirtüm) Bize bunları revâ göreceksiniz = görüyorsunuz?!. Siz, gerçekten müsrif (haddi/sınırı aşan, savurgan) bir halksınız. (Bknz. 36/19.)
...
Bir önceki yazımda mesajın netliğinden ve sertliğinden söz ettim. Burada Elçilerin mesajı (ve tavrı) sert değil, ama o mesaja muhatap olan halk, Elçilere çok sert cevap veriyor, Onları, işkence etmekle, öldürmekle ve yurt dışına sürmekle tehdit ediyor. Uzaklardan (şehrin öte ucundan, kenar mahalleden) gelerek Onlara destek veren Adam’ı da öldürüyorlar. (belki, Elçileri de öldürdüler.)
Yumuşak mesaja, sert tepki.
Mekke’de de böyle oldu.
Medine şart. Medine kuruluna kadar, sertlik yok; o zaman da mertlik (= yüz yüze savaş) var. Ölüm pahasına da olsa savaşın olmadığı durumlarda ‘kavl-i leyyin’den vazgeçmek yok. Savaş da öç almak veya ganimet elde etmek için değil, adâleti ve hakkâniyeti güçle sağlamak için.
Öyle ya da böyle, hepimiz öleceğiz. Önemli olan, nasıl ve ne için öldüğümüz. “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz, öyle dirilirsiniz.” buyuruyor Efendimiz. (Bknz. Müslim. Cennet, 83-84.)
Yorumlar
Yorum Gönder