DEVRİM & KARŞI DEVRİM

Devrim : Bir düzeni zor kullanarak değiştirme. Eski kuralları yürürlükten kaldırarak yeni kurallar koyma ve onları uygulama. Karşı devrim de, o devrime karşı yapılan devrim; o devrimi başarısız ve sonuçsuz kılma; o devrime direnme.

Devrimleri, ya halk ya da ordu yapar. Sivil değişimlere devrim denmez, rejim değişikliği denir. Sivil değişimlerde de halk (= ahâli) etkindir ama onları örgütleyen, yönlendiren ve yöneten “elit bir kadro” her zaman vardır. Karşı devrimleri genelde bu “elit kadro” yapar. 

Bu “elit kadro”, kendini halktan ayrı ve üstün görmeye başlarsa, veya bu elit kadro elindeki imkânları kaybetmekten korkmaya başlarsa, amaç sapması (= başlangıçtaki amaçtan kopma) ortaya çıkar. 

Başlangıçtaki amaç neydi?!.

Eşitlik. Adâlet. Kardeşlik. Kula kulluğu ret, vs.

...

610-632’de bir “devrim” oldu. Bu devrime karşı devrimin ilk tohumları, bu devrim, bizi “mevâli ile ve kölelerle” eşit görüyor, biz onlardan üstünüz diyen emevî oligark elitler tarafından, 650’den sonra atıldı, ve eski asabiyet hortladı; bunların çoğu tülekâdandı ve kodamadı.

1789 devrimini halk, elitist monarklara = monarşiye karşı, cumhuriyet özlemi için yaptı. Ama çok geçmeden başka elitist gruplar (burjuvazi) devrime sahip çıktı; gariban halk ikinci plana itildi. Devrim kendi çocuklarını yedi. Georges J. Danton. Maxmillen de Robespierre gibi devrim önderleri, aynı devrimin mahkemeleri tarafından idama mahkum edildi.

1917 Rus devrimi, bir işçi-köylü veya emekçi ayaklanması idi; bu devrim, beş yılda (1917-1922) taht kavgası yüzünden milyonlarca ölüme sebep oldu ve en sonunda pölitbüro (= komünist parti) duruma hakim oldu.

1979 İran devrimi de Şah Rıza Pehlevî’ye karşı bir halk ayaklanması idi. Bu halk, komünist Tudeh mensupları ile mollalara güvenenlerden oluşuyordu. Devrimin lideri Ayetullah Humeynî idi. Humeynî’nin sade bir yaşantısı vardı, halk adamıydı, şiî idi; devletini şiîlik esasları üzerine (velâyet-i fakıh) şekillendirdi; bu yüzden, yerel kaldı. Buna rağmen hâlâ bir tehdit olarak görülmeye devam ediyor; 40-50 yıldır dünya sistemi bu ülkeye ambargo uyguluyor.

Mısır, Suriye gibi ülkelerde yaşanan Arap Baharını geçiyorum; onlar yalancı bahardı; Türkiye’ye geliyorum. Türkiye, 1923’te Osmanlı bakiyesi olarak kurulan bir ülke. Bu ülkenin elitleri de kabaca : Batıcılar, Türkçüler, İslâmcılar ve Osmanlıcılar şeklinde dörde ayrılır. İkinci meclisle İslâmcılar dışlanmıştır. Ülke, 2002’ye kadar Batıcılar ve Türkçüler tarafından yönetilmiştir. İslâmcılar, ilk partilerini 1970’de Milli Mizam olarak kurmuş, bu parti 1971’de kapatılmış. 1972’de Milli Selâmet Partisi kurulmuş, onu da 80 ihtilali 1981’de kapatmış. 1983’de Refah Partisi kurulmuş, o da 1998’de kapatılmış. Peşinden Fazilet Partisi kuruldu, o da 2001’de kapatıldı. Sonra da 2002’de Ak Parti = AKP = Adâlet ve Kalkınma Partisi. 

Bu parti 23 yıldır iktidarda. Partiyi 23 yıl iktidarda tutan görünmez güç, mağduriyet psikolojisi. 

Bu parti, 23 yılda çeşitli “bâdireler” atlattı. Bugünden bakınca bu bâdireleri, bu partiyi “ehlîleştirmek” için yapılan operasyonlar olarak okumak ve partinin son 10 yılda uyguladığı politikaları da bunun işareti olarak görmek mümkün. Halka rağmen halk için. Halkın neredeyse %50’si asgarî ücretle geçiniyor, emeklilerin durumu ortada; ama hatırı sayılır bir zengin sınıfı oluştu. Büyük kamu ihâlelerini belli şirketler alıyor; piyasayı bu iktidar döneminde kurulan üç harfli marketler belirliyor. Zengin-fakir arasındaki makas her geçen gün açılıyor... bu da, “uzun süreli bir karşı devrim” gibi duruyor. 

Bütün bunlar neyi gösteriyor?!.

Bunun cevabını da siz verin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP