SALÂT VE NAMAZ

NAMAZ : BEDEN, ZİHİN, RUH VE TEVHÎDİN BÜTÜNLÜĞÜ

(Not: Bu çalışma, namazdan salâta geçişi sağlayabilmek amacıyla kaleme alındı.)

GİRİŞ : Meryem 59 ve Namazın Zayii Edilişi

فَأَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ

“Meryem 59: Onlar salâtı zayii ettiler ve hevâlarına uydular.”

Bu âyet, ibâdetin sadece ritüel hâline gelmesinin değil, ritüelin hayattan kopmasının, yani salât-namaz bağının kırılmasının, insanı nasıl içsel/ruhsal ve toplumsal çöküşe götürdüğünü anlatır.

Bugün de bi çok insan namaz kılıyor fakat namazın hayata etkisini göremiyor, çünkü namaz salâtın yaşanmışlığından kopmuş durumda.

1. SALÂTA YAKLAŞIM ÜZERİNDEN ÜÇ TİP/TOPOLOJİ

(Mâûn 4–7 ve Alak 9–10 bağlamında)

Bu iki pasaj, tarih boyunca ve bugün var olan üç temel insan tipini açığa çıkarır.

Bu üç tip, salâta,yani ibadete, tevhîde ve ahlâkî duruşa yaklaşımlarıyla birbirinden ayrılır.

1. Gösterişçi Dindarlar (PR Dindarlığı) - Mâûn 4-7.

Namaz kılar ama salâtı ikâme etmez.

Ritüeli, imaj üretme aracı; dini, sosyal statü olarak kullanır.

Mâûn’u engeller = küçük iyiliklere bile isteksizdir.

Bunun bugünkü karşılığı :

Sosyal medya dindarlığı,

Bürokratik ritüelcilik,

Kimlik gösterisi = gösteriş dindarlığıdır.

Bu tip, namazı kılar ama namazın dönüştürücü gücünü öldürür.

2. Otoriter Seküler Dindarlık (Alak 9-10)

Salâtı küçümser veya engeller.

Kendi ideolojisini “kutsal”laştırır.

Toplumu kendi seküler dinine çağırır.

Kendi otoritesinden başka otorite tanımaz.

Modern örnekler :

Baskıcı sekülarizm.

Dine karşı ideolojik müdahaleler.

İbadeti kamusal alanda dışlama politikaları.

Bu tip, salâtın kurduğu özgürleştirici tevhid bağını kesmeye çalışır.

3. Gerçekten Salâtı İkâme Edenler

Ritüel → hayat → ahlâk hattı kurar.

Tevhid merkezli bir bilinç taşır.

Onlar için namaz, sadece bir ritüel değildir; salâtın = hayatın provasıdır.

Bunlar, ibadet → adâlet → merhamet → sorumluluk döngüsü içinde yaşarlar.

Ne gösterişçidir ne de salâta düşmandırlar.

Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da şudur : Otoriter seküler/laik dindarlar, namaza karşı değildir; asıl mesafeli oldukları şey salâttır. Çünkü namaz, bireysel ve ritüel bir uğraş olarak kamusal alanı dönüştürmez; iktidar ilişkilerine temas etmez. Buna karşılık salât, adâlet talebi, merhamet, toplumsal dayanışma, güç ve iktidar karşısında ahlâkî konum alma gibi geniş ve dönüştürücü bir alan açar. Dolayısıyla gerilim, ritüelde değil; ritüelin toplumsal-ahlâkî sonuçlar doğuran yönündedir. Bu nedenle otoriteryen seküler zihin, ritüel dindarlığı tolere ederken, salâtın kurucu, dönüştürücü ve talepkâr boyutuna karşı çok belirgin bir reaksiyon gösterir.

Bu üç tip bugün de mevcuttur.

İlk Müslümanlar üçüncü kategoriye aitti = salâtı ikâme eden topluluktu.

Biz ise çoğu zaman birinci kategoriye kaydık: namaz kılan ama salâtı zayii eden topluluğa.

2. NAMAZA HAZIRLIK : TAHÂRETİN BEDENDEKİ VE RUHTAKİ İŞLEVİ

2.1. Zâhirî Tahâret (Abdest / Gusül)

Ellerin yıkanması : Eylemlerin sorumluluğunu temizlemek.

Ağız ve burun temizliği : Sözün ve nefesin arınması.

Yüz yıkama : Huzur bilinci. Huzur’a “yüzlü” (= temiz yüzle) çıkma.

Kollar : İradenin temizliği.

Baş mesh : Niyetin berraklaşması.

Ayaklar : İstikamet farkındalığı.

2.2. Bâtınî Tahâret (Zihin ve Duygu Temizliği)

Gözün secde noktasına kilitlenmesi.

Omuzların gevşemesi.

Elleri bağlama : Saygı ve teslimiyet.

Nefes bilinci : İç huzuru toplamak.

Bâtınî tahâret, ritüele başlarken farkındalığın = bilincin uyanmasıdır.

3. ZAMAN BİLİNCİ

3.1. Vakitler

Her vakit, insan ömrünün bir kesitini temsil eder :

Sabah, uyanışı / gençliği.

Öğle, yoğunluğu / olgunluğu.

İkindi, çözülmeyi / dönüşü.

Akşam, durulmayı, dönmeyi.

Yatsı, teslimiyeti, ölüme/uykuya yakın oluşu.

3.2. Kıble

İç yönelme + dış yönelme = Bütünlük.

Doğru istikâmet = Sırât-ı Mustaqîm.

2.3. Örtünme (Setr-i Avret)

Mahremiyet → dış uyaranlardan kopuş → içe odaklanma.

İffet kuşağını kuşanmak.

4. NAMAZIN İÇ ŞARTLARI VE BEDENSEL YANSIMALARI

4.1. Kıyam-Kıraat

Hakkı/düşünceyi ayağa kaldırma → Rabbin sözünü duyma. Rable “konuşma”!.

4.2. Rükû

Egonun/kibrin bükülmesi.

4.3. Secde

Yalnız Rabb’e kapanma, tüm ilâhları reddetme.

Cenin duruşu, dönüş provası.

4.4. Kaide-i Âhire

Yeniden dirilişi temsil eden oturuş. Ve “dostlarla hasbihâl”!.

5. NAMAZDA FARKINDALIK

5.1. Farkındalık neden kaybolur?!.

Niyet silikleşir.

Ritüel otomatikleşir.

Ego ibâdete sızar.

Hayat–namaz hattı kopar.

Simge, hayata taşınmaz.

5.2. Farkındalık nasıl geri döner?! 

Niyet tazelemeyle.

Beden ve nefes farkındalığıyla.

İç muhasebeyle.

Sembolleri hayata aktarmayla.

Huşû duâsıyla.

5.3. Namazda Yanılgı = Sehv

Sehv, her zaman unutma-yanılma değildir.

Arapçada sehv, sadece kazara bir dalgınlık anlamına gelmez.

Aynı kökten gelen :

سَهْوٌ → unutmak, dikkatin kayması

سُهُوّ → önemsememek

سَاهٍ / سَاهُونَ → bilerek savsaklamak, değersizleştirmek.

Mâûn’daki kullanım, üçüncü kategoridir :

Bir şeyi bilerek ve uzun süreli olarak “önemsizleştirme.”

Namazdan salâta geçememek, yani namazı, ritüel seviyesinde tutup salâtın toplumsal-ahlakî boyutuna taşımamak da tür bir sehvtir.

5.4. Bizim çağdaki sehvin biçimi

İlk Müslümanlar salâtı ikâme ediyordu, yani namazla = salâtla :

hayatı düzenliyor,

adaleti ayakta tutuyor,

paylaşımı canlı tutuyor,

fukarayı kolluyor,

haksızlığa dur diyordu,

dayanışmayı örgütlüyordu.

Biz ise çoğunlukla sadece rükûyu, secdeyi, kıraatı… şeklen yaparak bu sembolleri içeriğinden boşaltarak, ritüelin matematiğini yaparak kasdî/teammüdî sehv yapıyoruz.

Bu dönüşüm, sıradan bir ihmal değil; bilerek-süregelen, alışkanlığı dönüşmüş bir “ritüelleşme/ritüelleştirme.”

Bu yüzden :

Namaz kılıyoruz ama salâtı ikâme etmiyoruz.

Bu ne?!.

Bilerek yapılan bir sehv.

Namazı “kaybetmek”, “salâtı boşlamak”, Meryem 59’daki gibi “salâtı zayi etmek” = أَضَاعُوا الصَّلَاةَ

Bu, “namaz kılmamak” değil; namazı zayii etmek, namazın ruhunu kaybetmek, içeriğini boşaltmak. Yani ritüele devam etmek, ama o ritüelin amaçla bağlantısını koparmak.

Aynen bugünkü gibi.

Namaz olarak ritüel var ama ruh/öz yok = salât yok.

İşte bilinçli sehv : Ritüeli koruyup hakikati (= özü/ruhu) yitirmek.

Bu, farkında olmamak değil; farkındalığın doğrudan kaynağını kesmektir.

Salâtın kurucu cümleleri “Lâ ilâhe illâllah”tır, “Allah-u Ekber”dir; Allah dışındaki ilâhları reddetmektir; Allah dışındaki ilâhlar reddedilmeden salât ikâme olmaz.

Bugün :

güç ilâhlaştı,

statü ilâhlaştı,

ideoloji ilâhlaştı,

devlet-düzen ilâhlaştı,

cemaat-ilâhiyat ilâhlaştı.

Ritüeller, bu ilâhlar için problem değil; onlar için salât, yani ilâhların reddi problem.

Bu nedenle :

Namazdan salâta geçemeyiş, bilinçli bir “tevhîd ertelemesi”dir.

Ve bu erteleme = Mâûn’daki sehv ile aynı kökten bir gaflet biçimidir.

Sonuç olarak, namazdan salâta geçmemek, sıradan bir unutkanlık değil; sistemik, kurumsallaşmış, bilinçli bir sehv türüdür.

En açık formül :

“Sehv secdesi”, namazdaki yanılmayı; “salât sevhi” ise hayattaki  yanılmayı düzeltir.

5.5. Salât Sevhi : Bilinçli Gaflet

Namaz kılmak, fiilî olarak ritüeli yerine getirmek anlamına gelebilir; ancak salâtı ikâme etmemek, yani namazı, yaşamın ahlâkî ve toplumsal boyutuna taşımamak, bilinçli bir sehvdir.

Bu sehv, Mâûn 4-7 ve Alak 9-10’daki sâhûn tipolojisi ile doğrudan bağlantılı, ilişkilidir.

İlk Müslümanlar, salâtı ikâme ederek hayatı düzenliyor, adâleti koruyor, toplumsal dayanışmayı sağlıyordu.

Biz ise çoğunlukla ritüeli yapıyoruz; rükû, secde, kıraat ... yani namazın matematiğini yapıyor ama ruhunu ve hakikî amacını ihmal ediyoruz.

Bu bilinçli sehv, Meryem 59’un işaret ettiği tehlikenin günümüzdeki tezahürüdür : ritüel var, ruh yok; namaz var, salât yok.

Özetle :

Küçük sehv → namazdaki yanlış veya unutkanlıktır, ki bu, fıkhî telafi ile düzelir. Bilinçli sehv → namazdan salâta geçmemek, namazın ruhunu kaybetmek, ahlâkî ve toplumsal boyutunu ihmal etmektir. Bu nedenle, farkındalık ve huşû, ritüelin ötesine taşınmalıdır.

6. TEVHÎD VE LÂ İLÂHE İLLALLAH BİLİNCİ

Namaz, tevhidin ritüel formudur.

Ritüel tevhîde bağlanırsa salât olur; bağlanmazsa boş ve ölü bir ritüel olarak kalır.

“Namaz, salâtın sembolize edilmiş hâlidir.”

Namaz, tevhidin provasıdır; salât ise tevhidin hayata dönüşmüş biçimidir.

7. SONUÇ

Namaz, beden–zihin–ruh bütünlüğü içinde pedagojik bir eğitimdir.

Meryem 59, ritüelin yaşamdan kopmasının tehlikesini anlatır.

Salâtı ikâme etmek → namaz ile hayat arasındaki hattı aktif tutmak demektir.

Namaz sadece sembol; salât ise gerçekliktir.

İlk Müslümanlar salâtı ikâme etti; biz ise (çoğu zaman) sadece namaz kılıyoruz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP