İDRAK KATMANLARI

İDRAK KATMANLARI

İnsanın kendini tanıması, önce kendi idrak katmanlarını fark etmesiyle başlar.

İlk olarak duyular devrededir. Göz, kulak, dil, deri ve burun; bunlar dış dünyadaki verileri, yani âyetleri, içeri taşır. Duyular hüküm vermez; sadece ham malzemeyi aklın hizmetine sunarlar.

Bu veriler akıl tarafından tartılır, kıyaslanır ve anlamlandırılmaya çalışılır. Ancak akıl, başlı başına yön tayin eden bir merkez değildir. Hangi tarafa hizmet edeceği, kendisinden önce verilmiş bir tercihe bağlıdır.

Kalp, tekallüb eden yönüyle, bu veriler karşısında iyiyi-kötüyü sezer, iyi-kötü duygular burada oluşur; fakat kararsızdır, etkilenir, dağılabilir. Bu yüzden kalp, sabitlenmediği sürece istikrarlı bir yönelim üretmez.

Son ve belirleyici karar, artık taraf belirleme kararı olarak fuâdda verilir. Fuâd; yük taşıyan, yanabilen, şahitlik eden ve sorumluluk üstlenen idrak merkezidir. Kişi, burada hak ile bâtıl arasında “ben kimin tarafındayım?” sorusuna fiilen cevap verir.

Bu tercihten sonra akıl farklı çalışmaya başlar :

  • Fuâd hak tarafını seçmişse, akıl hikmet arar.
  • Fuâd nefsin tarafını seçmişse, akıl gerekçe ve hile üretir.

Kur’an, bu yapıyı Mûsâ’nın annesi üzerinden çarpıcı bir sahneyle bize öğretir : “Mûsâ’nın annesinin fuâdı bomboş oldu. Eğer onun kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse gerçeği açığa vuracaktı. (Biz bunu) Mü'minlerden olması için yaptık.” (Kasas 28/10)

Burada :

  • Fuâdın boşalması, karar yükünü taşıyamaz hâle gelmektir.
  • Kalbin pekiştirilmesi, bu kararın dağılmasını engelleyen ilâhî destektir.

Âyet bize şunu öğretir : İman, fuâdda verilen bir teslimiyet kararıdır; ama bu kararın korunması ve davranışta taşkınlığa dönüşmemesi için kalbin sabitlenmesine ihtiyaç vardır.

İşte, kişinin duyuları âyetlere açık; fuâdı Hakk'a, hakikate taraf; kalbi sabit/kararlı; aklı hikmete yönelmişse onda lüb canlanır, ortaya çıkar.

Bu yüzden Kur’an, bu arınmış idrak sahiplerini ulû’l-elbâb olarak anar. Ulû’l-elbâb; çok bilen değil, doğru tarafı seçtiği için aklı hikmet ve sâlih amel üreten kişidir.

Hikmet, bu sürecin başında değil, sonunda ortaya çıkar. Çünkü hikmet, bilginin değil; doğru tercihin meyvesidir, bu da sâlih amel olarak görünür.

Yorumlar