HEDEF ŞAŞIRMA = SAPMA
Önce hedef : Bir Olan Allah’a kulluk.
Bu hedefe her insan kolay varamıyor. Sapma da tam burada başlıyor.
1. Baştan Sapma
Bazıları, “hedef medef yok” diyor; eğer böyle bir hedef varsa bile, kendini o hedefle aynı mevzîde / aynı mevkîde konumlandırıyor. Yani :
- Aşkınlığı inkâr ediyor.
- Kulluğu gereksizleştiriyor.
- Kendini ölçü kılıyor.
Bu, yola hiç çıkmadan yoldan düşmektir.
2. Sonradan Sapma
Bazıları sa kişiyi hedefe götürenleri - bilginleri, velîleri, Peygamberleri, Kitâb’ları - asıl hedef zannediyor. Araç amaçlaşıyor; işaret levhası menzil yerine geçiyor. Böylece :
- Vasıta kutsallaşıyor.
- Hedef görünmez oluyor.
- Kulluk, taklide indirgeniyor.
Bu da, yolda yürürken yoldan çıkmaktır.
3. Ortak Akıbet
İki tutum farklı görünse de sonuç aynıdır : asıl hedeften sapma.
İlkine “baştan sapmış”, ikincisine “sonradan sapmış” diyoruz; amma velâkin neticede ikisi de sapıyor.
4. Sigorta
Bu yüzden her namazda tek bir cümle tekrar edilir :
İhdinâ’s-Sırât’al-Müstakîm
Bu duâ, hedefi inkâr edenlere de hedefi araçlarda kaybedenlere de aynı anda yön tayin eder.
Çünkü sırât-ı müstakîm :
- Ne hedefsiz bir yürüyüştür.
- Ne de araçlarda oyalanmadır.
O, hedefi açık, yönü sahih, yürüyüşü diri bir kulluktur.
Bu yüzden sırât-ı müstakîm duâsı, Kelime-i Tevhîdin hayattaki karşılığıdır.
Lâ ilâhe illâllah, hedefi şaşırmamanın adıdır.
Lâ ilâhe, sahte hedefleri reddeder; illâllah, gerçek hedefi tayin eder.
Ne hedefsiz kalmak, ne de hedefe götürenleri hedefleştirmek…
Tevhîd, yönünü şaşırmayan insanların kulluğudur.
Yorumlar
Yorum Gönder