BİLGİ-İMAN MESELESİ
Bilim–Din ve Bilgi–İman : Tevhidî Bir Çerçeve
Giriş
Bilim–din ve bilgi–iman tartışmaları çoğu zaman yanlış bir zeminde yürütülür. Mesele genellikle “akıl mı vahiy mi?” ikilemine indirgenir. Oysa asıl soru şudur : Akıl neyin aracıdır ve kimin emrindedir?!. Bu metin, aklı ne iptal eden ne de ilâhlaştıran; onu Allah’ın fiilî ve kavlî âyetlerini anlamanın vazgeçilmez bir nimeti olarak konumlandıran tevhidî yaklaşımı ortaya koymayı amaçlar.
1) Bilgi ile iman aynı şey değildir
Bilgi, bir şeyin doğru olabileceğini gösterir; iman ise bu doğruluğa güvenmeyi, ona hayat bağlamayı ve itaati içerir. Bu yüzden salt epistemolojiden imana varmak garantili bir yol değildir.
Şeytan örneği bu ayrımı açıkça gösterir : şeytan Allah’ı biliyordu, O’na “Rabbim” diyordu; fakat O'na güvenmedi, teslim olmadı, emre itaat etmedi. Demek ki Kur’ân açısından, bilmek iman etmek demek değildir.
2) Nazarî bilgi ile dinin “ilim” anlayışı
Modern Batı düşüncesinde bilgi çoğunlukla nazarîdir; zihinde kalabilir ve kişiyi dönüştürmeyebilir. Kur’ânî ilim anlayışında ise bilgi :
- Hâle dönüşür.
- Ahlâk ve davranış üretir.
- Sorumluluk doğurur.
Bu yüzden Kur’ân, “bilen”i; bilgisi kendisini dönüştüren kişi olarak över. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” sorusu, bilgi miktarının değil farkındalığın sorusudur.
3) Bilgiye güvenmek mi, bilgiye dayanmak mı?!.
Bilgiye dayanmak zorunludur; fakat bilgiye "mutlak güvenmek" teolojik bir sapmadır.
- Bilgi araçtır.
- Güven (= iman) ise otorite atamasıdır.
Kişi nihâî ölçüyü kendi bilgisine verdiği anda, farkında olmadan bilgiyi - dolayısıyla kendini - ilâh edinme eşiğine gelir. Tevhîd ile şirk arasındaki ince çizgi tam da buradadır.
4) Bilim ne söyler, ne söyleyemez?!.
Bilim :
- Nasıl sorusuna cevap verir.
- Betimler, modeller kurar, tahmin eder.
Bilim :
- Niçin varım?!.
- Nasıl yaşamalıyım?!.
- Neye teslim olmalıyım?! sorularına cevap veremez.
Bu nedenle “bilimden başkasına güvenmeyin” sözü, bilimsel değil, ideolojiktir. Bilimi iman nesnesine dönüştürmek hem dine hem bilime haksızlıktır.
5) Aklın otoriteye yükseltilmesi problemi
Aristoteles’ten Kant’a, Descartes’tan Comte’a uzanan çizgide temel sorun, aklın araç olmaktan çıkarılıp nihâî hakem yapılmasıdır.
Bu yaklaşımda :
- Vahiy, onay bekleyen bir metne dönüşür.
- Akıl, ölçü koyucu olur.
- İman, duyguya indirgenir.
İslâmî perspektifte ise :
- Akıl, şahittir, hâkim değil.
- Vahiy, hüküm koyucudur.
6) Fiilî ve Kavlî âyetler : Aklın gerçek yeri
Din, akla iki alan açar :
- Fiilî âyetler : Tabiat, tarih, insan, kâinat.
- Kavlî âyetler : Kitap, hitap, emir ve nehiy.
Akıl bu âyetleri okur, anlar, ilişkilendirir; fakat nihâî hüküm koymaz. Akla bu yetki verildiği anda nimet, rakibe dönüşür.
7) İbrâhîm modeli : Aklı imanının emrine vermek
İbrâhîm (a.s.), imana sorgulamayla ulaşmış bir arayışçı değildir. O, zaten hidâyet üzereyken aklını imanının emrine vermişti. Yıldız–ay–güneş anlatısı, kişisel bir tereddüdün değil; kavmini düşünceye sevk eden pedagojik bir muhakemenin ifadesidir.
İbrâhîm’de sıralama nettir :
- İman, yönü belirler.
- Akıl, bu yönün hizmetine girer.
- Sorgulama, tebliğin dili olur.
Bu yüzden Onun aklı güçlenmiş, etkili ve berrak olmuştur.
8) Tersine çevrilen düzen ve modern çıkmaz
Biz ise çoğu zaman tersini yapıyoruz :
- İmanımızı akılla temellendirmeye çalışıyor.
- Vahyi, onay bekleyen bir metne dönüştürüyor.
- Aklı, taşıyamayacağı bir otorite yapıyoruz.
Sonuçta ne aklı ne imanı tam kullanabiliyoruz.
9) Açık toplum- Açık zihin ayrımı
Popper “açık toplum” derken, hiçbir iddiaya nihâî söz hakkı tanımayan; her şeyi yanlışlanabilir kılan bir çerçeve önerir. Bu yaklaşım bilimsel ve siyasal alanda işlevsel olabilir; ancak varoluş ve iman alanında merkezsiz bir açıklık üretir.
Bu metnin savunduğu şey ise “açık toplum”dan ziyade açık zihindir. Açık zihin :
- Her iddiayı dinler.
- Her delili tartar.
- Her itiraza kapı aralar; fakat nihâî anlamı askıya almaz.
Bu yüzden açık zihin, hakikatsiz bir esneklik değil; hakikat merkezli bir teyakkuzdur. Merkez, boş değildir; fakat kapılar kapalı da değildir.
Açık zihin, her fikre teslim olmak değil; teslim olduğu hakikatle her fikri sınayabilmektir.
Sonuç :
Bu metnin vardığı nokta şudur : İbrâhîm aklını imanının emrine verdi ve aklı güçlendi; biz ise, imanımızı aklın önüne koyduk, ikisini de zayıflattık.
Tevhidî dengede akıl, vazgeçilmez bir nimettir; fakat ilâh değildir. Bilgi değerlidir; fakat iman üretmez. Bilim gereklidir; fakat kurtarıcı değildir. İman ise bilginin alternatifi değil, bilginin yetmediği yerde alınan bilinçli bir varoluş kararıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder