HİKÂYE
Herkesin hayatı özel bir hikâyedir; birinin hikâyesi ötekine tam benzemez.
• Kiminin hikâyesi, kötü (acıklı) başlar, kötü biter.
• Kiminin hikâyesi, kötü (acıklı) başlar, iyi biter.
• Kiminin hikâyesi, iyi başlar, kötü biter.
• Kiminin hikâyesi, iyi başlar, iyi biter.
Kişinin hayat hikâyesi bitmeden (= hikâye sonuna kadar okunmadan!.) onun hakkında karar vermek doğru olmaz.
Herkesin hikâyesi ölünce bitmiyor mu?!. Evet. O zaman, yaşayan bir adam hakkında nasıl karar vereceğiz?!. İhtiyatı elden bırakmayacağız. İhtiyat ne?!. Gene de ne olur, ne olmaz; o kişi hakkında kesin hüküm vermeyeyim, ihtimalleri de hesap edeyim, tedbirli davranayım, ona %100 güvenmeyeyim, hiç olmazsa %5’e kadar bir opsiyon tanıyayım.
Bir adama Müslüman diyorsam, ona %5’lik bir hata payı bırakayım. Hele de bu devirde, bir adamın %95 oranında Müslüman olması büyük başarı!. Bizler, bir Müslümanın ağzından yanlış bir cümle/kelime duyunca, onu hemen İslâm dairesinin dışına atıveriyoruz!. Halbuki onun %90-95 oranındaki sözleri (yazıları, işleri, vb.), insanlık/insanlar için doğru, iyi, faydalı. Para harcar gibi kolay insan harcıyoruz. Bir insanın sözleri, açık ve kasdî/taammüdî olarak şirk barındırmıyorsa, onu dinlemeye (okumaya, takip etmeye) devam etmeliyiz.
Ayrıca, kimse hakkında nihaî hükmü biz veremeyiz; bu yetki bizde değil, Rabbimizde. Herkesin hikâyesi (= amel defteri), rûz-i mahşerde zaten değerlendirilmeyecek mi?!. O, hükmünü vermeden biz verelim (O, yanlış hüküm verebilir!) mi, diyorsunuz?!.
Ne bu acele?!.
Bilelim ki kaliteli insan kolay yetişmiyor. Yetişmeye çalışanları da çok kolay harcıyoruz. Bence, çook büyük yanlış yapıyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder