SEVGİ

Sevginin Arapçası Hub; Yunancası Sofia. (Hubbullah. Filozofi = filosofi). Sofi, bizde bir tarikata mensup olanlar için kullanılır. Filozof, bilgiyi seven; sofi, Tanrı’yı seven (?!) kişi.

Sevgi, davranışlarımızın itici (= sevk edici) gücüdür. Hıristiyanlıkta da Müslümanlıkta da sevgi başat güçtür.

Sevmediğimiz işleri yapmayız.

"İnsanların çoğu, Allah’a başka varlıkları (= ilâhları) denk tutar ve onları Allah’ı seviyormuş gibi severler. İman edenlerin Allah sevgisi, her sevgiden üstündür (= her sevgiden çok daha şiddetlidir = eşeddü hubben lillah)..." (2/165)

...

Filozofun bilgi sevgisi, en üstün sevgidir, de; sofinin Allah sevgisi de en üstün sevgi midir veya sofi, Allah’ı şeyhinden daha çok mu sevmektedir; yoksa tersi midir?!.

Peygamber sevgisini ayrı tutuyorum; çünkü Allah, Peygamberi ile (Kendi) arasını ayırmıyor. Çünkü, insanları Kendine ulaştıran, Elçileridir. 

Meseleye böyle bakarsak, araya şeyhler (= mürşitler) gibi başka insanlar koymak mümkün müdür?!. Hayır. Çünkü, bunun (= bu durumun) önünü alamayız. Ayrıca, araya koyduğumuz başka insanlar, “korunmuş” olmadıkları için, bizi yoldan çıkarabilirler.

Pekiî şeyhler (= mürşitler) hiç olmayacak mı?!. Olacak; ama onlara “ihtiyatlı” yaklaşılacak; onların yanında “gassalın önündeki ölü gibi” durulmayacak, akıl ve irade devre dışı tutulmayacak; onlar, “birer yol gösterici, hidâyet edici, hidâyete sevk edici” muamelesinden öte görülüp de “yarı tanrılaştırılmayacak”!.

Bizim, şeyhlerini (= mürşitlerini) Allah’ı sever gibi seven sofilere (= sûfîlere), müritlere değil, akıllı sofilere (= sûfîlere), müritlere ihtiyacımız var.

Mürit, hidâyeti murat eden; mürşit, hidâyete irşat eden demek. Mürşitlerin irşadı, bilgi ve sevgi ile olur. Bilgi olmazsa, sevgi; sevgi olmazsa, bilgi istismar edilir. İlkini (= bilgisiz sevgiyi), modern şeyhlerde (= mürşitlerde); ikincisini (= sevgisiz bilgiyi) de, modern filozoflarda) görüyoruz.

Bugün robot gibi görülen ve güdülen = her istenileni yapması istenen insanın kurtuluşu, bilgide ve sevgidedir. Dağınık (= parçalı) bilgi ve sevgi, insanı da parçalar. Bu yüzden, bilgi de sevgi de Allah Sevgisinde buluşmalı, bilmelerimiz de sevmelerimiz de Allah için olmalı, = Allah Sevgisini (= Muhabbetullah’ı), Allah Bilgisini (= Ma’rifetullah’ı) esas almalıyız; yoksa, fırka fırka olur, bölünürüz.

Her işimizin gayesi (= hedefi, amacı) Allah Sevgisi (= Muhabbetullah) ve Allah Bilgisi (= Ma’rifetullah) olsaydı, böyle siyasî, itikadî (mezhebî ve tasavvufî/tarikadî) hiziplere, gruplara bölünür müydük?!.

“minellezîne ferraqû dînehüm ve kânû şiyeâ; küllü hizbin bimâ ledeyhim ferihûn.” Onlar, dinlerini parça parça böldüler ve grup grup (hizip hizip) oldular; her grup/hizip de elindeki ile sevinir (övünür) hâle geldi. (30/32)

İşte, bilgisizliğin ve sevgisizliğin veya parçalı bilgi ve sevginin bizi getirdiği nokta. İşte hâl-i pürmelâlimiz.

“ve’atesımû bi hablillahi cemîan, ve lâ teferraqû!...” (3/103)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP