GÜVEN-ME!.

Güvenme, inanmadır.

Çağımızda güven sarsılmıştır; kimsenin, kimseye güveni kalmamıştır; oysa, Mü’min, güvenilir adamdır.

Mü’minin güveni, Allah’a imanından (= güveninden) kaynaklanır. Mü’min, kimseyi aldatmaz, yalan söylemez...

Mü’min, Allah’a; Allah, Mü’mine güvenir; Allah da Mü’min (= El- Mü’min), kul da Mü’mindir. Kul, Allah’ın Mü’minliğine; Allah kulun Mü’minliğine güvendiği için, Mü’mindir. Kul, Mü’minliğinde samimî oldukça, Allah Mü’min kulunu tehlikeye atmaz; Mü’mine “tehlike gibi” gelen hususlar, onu denemeye yöneliktir.

Güvensizliğin en uç noktası, Allah yolunda ölüm tehlikesinin baş gösterdiği ândır. Allah, ölüm tehlikesi ile de (= şehâdet ile de) Mü’min kulunu dener. Samimî Mü’minin Mü’minliği, böyle bir tehlike karşısında belli olur.

Mü’minin Mü’minliği, Allah için ölümü = şehâdeti seve seve göze alabilmesi ile perçinlenmiş olur; onlar, ölümü (= en büyük tehlikeyi) öldüren ölümsüzlerdir. 

Allah’tan korkan, Allah dışında hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmaz. Allah’tan korkmak, yalan söylememek, insanları kandırmamak/aldatmamak, zulme karşı durmak, mazlumun yanında olmaktır. 

...

Dünyada örgütlü ve sistemli bir kötülük/zulüm var, hâkim ve Allah’tan korktuğunu, Allah’a inandığını = güvendiğini söyleyen Mü’minler (= bizler), bu örgütlü ve sistemli kötülük/zulüm karşısında ölmekten ve öldürülmekten korkuyor/uz; Rabbimizin zulme (= İsrail zulmüne) karşı durun emrini “üzerimize” almıyor/uz. Bunun örgütlü ve sistemli bir zulüm olduğunu biliyoruz, her platformda dile getiriyoruz (= söylüyoruz) ama bu zulmün karşısına bir türlü çıkamıyoruz. Üstelik, hâlâ ekonomik olarak bu zulme destek verdiğimizi (= zâlim ülkelerin mallarını alıp-sattığımızı) piyasa/pazar (= marketler) bize gösteriyor, ispatlıyor!. 

Ekonomik çöküntü yaşayacağız ve açlıktan öleceğiz diye korkuyoruz; bu dünyada ebedî yaşayacağımızı, hiç ölmeyeceğimizi sanıyoruz. Zulme doğrudan müdahaleyi riskli görüyoruz, bu yüzden de sadece konuşuyor, nutuk atıyor, dolaylı müdahale ile yetiniyoruz. Allah için riski (= öldürmeyi ve öldürülmeyi = şehâdeti) göze alamıyoruz. Bunu bilen düşman, azmanlaşıyor, savaşı yayıyor, zulmünü genişletiyor. 

Korkaklar, (Allah için) ölümden korkanlar, canını Allah’tan çok sevenler, dünyanın en süper silahlarına ve imkânlarına sahip olsalar bile onları kullanamazlar!. Bu, parayı sevenin para harcamamasına = cimri olmasına benzer. Canını sevenler de böyledir. Ortada örgütlü, sistemli ve mutlak bir kötülük/zulüm varken, her gün oluk oluk masum kanı akıtılıyorken, “tepkisiz”! kalıp, canının (= malının, devletinin) derdine düşenlerin = ölümden, öldürülmekten korkan korkakların, ya ölmemek için kime güvendiklerini sorgulamaları; ya da bu örgütlü, sistemli ve mutlak kötülüğün/zulmün bir gün kendilerinin de başına geleceğini bilmeleri gerekiyor. 

...

Bu korkaklığımız (?!) yüzünden Mü’min de Mü’mine güvenemez hâle geldi. Hani, Mü’min, Mü’minin kardeşiydi!. “innemel mü’minûne ihvetün” (49/10). Her gün kardeşlerimiz ölüyor, öldürülüyor; biz hâlâ kardeşlikten söz ediyoruz. Yoksa, kardeşlik deyince, sadece kan bağını mı kast ediyoruz; öyleyse, içerdeki kardeşlik projemiz (= yeni açılım projemiz) de sahte ve sözde!. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP