DE Kİ ONLARA...

De/söyle onlara. Anlat onlara. Onlar bilmiyorlar. Bu yüzden sahte ilâhlara tapıyorlar. Sen, taptığın, inandığın İlâh’ı onlara anlat!.

De onlara = “Qul : ”

O, Allah’tır. = “Hüve Allah.”

(O’nun Adı Allah’tır. = O, El-İlâh’tır. Yegâne ilâh O’dur.)

“Allah-u Ehad.” = O Birdir, Bir-Tekdir,  Biriciktir. 

(O’ndan başka ilâh yoktur. Ehad : Bir. Tek. Birtek. Yek. Tekbir. Birinci. Önce. Evvel.)

“Allah-us Samed.” = Herkes ve her şey O’na muhtaç. O, kimseye muhtaç değildir.

“lem yelid ve lem yûled.” = O, doğmadı, doğurulmadı; doğurmadı, doğurtmadı. Çocuk da olmadı, baba da olmadı, ana da olmadı.

“ve lem yekün leHû küfüven Ehad.” = Kesinlikle kimse O’na benzemedi, benzemez, benzemeyecek. Kesinlikle kimse O’na denk (= eş, eşit) olmadı, olamaz, olmayacak.

Dört kısa âyetten (= cümleden) oluşan bu sûrede : İki kez, Allah İsmi; iki kez, Allah’a giden (= Allah’ı işaret eden) Hüve/Hû zamiri; beş sıfat, bunların biri Samed, diğeri Ehad (= Ehad, iki kez geçiyor. İlk Ehad ile son Ehad’in gönderimleri aynı değil; ilki Allah’a, ikincisi Allah dışındakilere işaret ediyor. Allah gibi biri yok, diyor; ilk Ehad, olumlu; ikincisi, olumsuz.) Diğer üç sıfat da (= yelid, yûled, küfüven) olumsuzdur. (= Doğmadı, doğurmadı, doğurtmadı, doğrulmadı, O’nu kimse varlığa getirmedi, her varlığı  O meydana getirdi, O’na kimse benzemedi.)

Bu kısa sûre (= İhlâs), bize Allah’ı tanıtıyor; tanıyanlara da O’nu böyle tanıtın (= deyin, söyleyin, anlatın) diyor. Baştaki Qul, bize bunu söylüyor. Önce bu Qul’ü kendimize söyleyelim. Önce biz bilelim Allah’ın Bir (= Ehad), Samed, lem yelid ve lem yûled, ve lem yekün leHû küfüven Ehad, olduğunu; sonra da başkalarına bildirelim, söyleyelim = anlatalım.

Herkes Allah’ın Bir (= Ehad), Samed, lem yelid ve lem yûled, ve lem yekün leHû küfüven Ehad, olduğunu biliyor, bizim anlatmamıza gerek yok, mu diyorsunuz?!.

Yanılıyorsunuz.

Bu “özelliklere sahip” bir ilâha (= Allah’a) inanan ve O’nu o/bu şekilde bilen biri, başka ilâh kabul etmez; eder mi?!. 

Etmiyor/uz zaten!.

O zaman, ilâhın ne ve kim olduğunu bilmiyoruz; veya ilâhı, Allah; Allah’ı da (yegâne/tek) ilâh olarak görmüyoruz!.

Sanırım yine anlaşılmadı. İlâh : Kendisine tapılan (= kulluk yapılan), kendisine gönülden bağlanılan, her dediği yapılan. İlâh, Allah olunca, ortada hiçbir ilâh kalmaz, ilâhın çoğulu (= élihe/ilâhlar) kullanılmaz. Ama ortada bir sürü (sahte, kendini ilâh sanan) ilâh/lar var. Çoğu da : “bana (bize) muhtaçsınız, ben sizin ilâhınızım.” diyor. Futbolun, sanatın, siyasetin, ticaretin, vs. ilâhları (duayenleri = sözü dinlenenleri, bir bilenleri) var. 

Oysa, “Lâ ilâhe illâ-l Allah.” = Allah’tan başka ilâh yok.

Allah’a (= Allah’ın açık emir ve yasaklarına) “rağmen”!, biri/birileri bişey diyebiliyorsa ve onun/onların sözü geçerli olabiliyorsa, o, kendini ilâh ilân etmiş, onu dinleyenler (= ona itaat edenler) de onu ilâh edinmiştir. Bunların günde yüz kere (de olsa) “Allah-u Ehad, Allah-us Samed, ...” demeleri inandırıcı değildir; onların çıkardığı ses, aynen ses kaydının çıkardığı ses gibidir, ruhsuzdur = cansızdır.

Eğer, bizim/bizlerin “Allah-u Ehad, Allah-us Samed, ...” dememizden kimse rahatsız olmuyorsa : ya ortalıkta gerçekten de Allah’tan başka ilâh yoktur; herkes Allah’a kulluk etmektedir (= tapmaktadır.);  ya da bu sözü söyleyenlerin (bu sözün değil), insanlar üzerinde bir etkisi kalmamıştır = bu sözü söyleyenler de Allah’tan başka ilâhlara tapmaktadır. Bu yüzden, onların bu sözlerinden kimse (diğer ilâhlar) rahatsız olmamakta, rahatsızlık duymamaktadır. 

Sizi bilmem ama ben, ikinci şıkkın hâkim ve geçerli olduğunu düşünenlerdenim.

Yanılıyor olabilir miyim?!.

Keşke, birinci şık geçerli olsa!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP